Tuhaf Bilimsel Deneyler

Tuhaf Bilimsel Deneyler
Bilim, insanlığı ileriye götüren en önemli araçtır, kendini yeniler ve gelişme göstererek hayatımızda yer alan sorunlara çözümler üretir. Bilimin en vazgeçilmez unsurlarından bir deneydir. Deney yapmadan yapılan bilimsel çalışmalar yüzeysel ve sığ kalır. Elde edilen bilgilerin sorgulanması ve sağlaması deneyler aracılığıyla olur. Bilim tarihi incelendiğinde sayısı bile artık hesaplanamayan binlerce deney var, bu deneyler bilimin gelişmesine yardımcı olmuş ve hepsi önemli işlerdir. deney Bu deneyler arasında duyunca insana gereksiz gibi görünen, tuhaf ve sıra dışı olan deneyler de bulunuyor. Bu garip deneylerden biri 1964 senesinde Jose M. R. Delgado tarafından İspanya’da yapıldı. Jose M. R. Delgado bir sinirbilimci olarak çalışıyordu. İnsanların tarafından tuhaf sayılan deneyler yaparak dünyada ses getirmeyi başarmıştı. Delgado, hayvanların beyinlerine elektrotlar yerleştirerek onları bir kumanda ile yönlendirebileceğine ve davranışlarını yönetebileceğine inanıyordu. Düşünsenize, hayvan davranışlarını bir kumanda ile kontrol edilebilmek ne ilginç olurdu değil mi? Delgado, bu çalışmanın insanlar tarafından bilinmesi için hayli sıra dışı bir deney yapmaya karar verdi. Hatta Amerika’nın en tirajlı gazetelerinden biri olan New York Times’ın ilk sayfasında yer almanın hayalini kuruyordu. Bir boğa üzerinde deney yapmayı planlıyordu. Bunun için bir boğanın beynine elektrotlar yerleştirildi. Delgado, bir matador gibi hazırlandı ve deneyin uygulanmasına geçildi. Arenaya çıkan Delgado’nun bir elinde kırmızı bir pelerin diğer elinde ise telsiz gibi çalışan bir uzaktan kumanda bulunuyordu. Boğa serbest bırakıldı. Matador gibi arenada gezinen Delgado’nun elindeki kırmızı pelerini gören boğa koşmaya başladı, seyirciler arasından çığlıklar yükseliyordu. Çünkü Delgado bir bilim adamıydı ve matador değildi. Boğa, Delgado’ya yaklaşınca elindeki kumandaya basan Delgado boğayı durdurmayı başardı, Delgado bununla da yetinmeyip kumandanın diğer düğmesine basarak boğanın kaçmasına neden oldu. Delgado bir boğaya meydan okumuştu ve bunda da başarılı olmuştu. Beyine iletilen elektrik sayesinde hayvanların kontrol edilebileceğini savunan Delgado bu deney sayesinde haklı olduğunu herkese göstermişti. Bu deneyin ardından Delgado tezini güçlendirmek amacıyla yeni deneyler yaptı. Çünkü her hayvanın tepkisi farklı olabilirdi bu yüzden bunları bilmek gerekiyordu. Önce maymunlar üzerinde bir deney yaptı ve onları kumandaya basıp esnetebileceğini herkese gösterdi hatta yaptığı bir deneyde kedileri nasıl saldırgan yapabileceğini gözler önüne serdi.
Jose M. R. Delgado yaptığı bu deneyle kendisinden sonra gelen bilim adamlarına örnek oldu. Beyindeki elektriksel uyarım, insan davranışlarını kontrol etmeye hatta bazı hastalıkları tedavi etmeye yarayabilirdi. Örneğin özürlü bir insan üzerinde yapılan bir deney, insan beyninin elektrik işlevi kullanılarak bilgisayarları yönetebileceğini ortaya koydu. Özürlü bir insan bu sayede diğer kişilerle iletişim kurabilir, kendini onlara anlatabilirdi. Yine başka bir deney sayesinde protez organların aynı yöntemle kontrol edilebileceği anlaşıldı. Delgado’nun yaptığı deneyler hastalıklar ve sorunlar konusunda pek çok bilim adamına yol gösterdi.
Davranışların kontrol edilebileceğini savunan diğer bir bilim adamı Burrhus Frederic Skinner’dir. Ona göre edimsel koşullandırma yöntemi yoluyla davranışlar yaşam sürecinde öğreniliyordu. İnsan, nerede ve nasıl davranış sergileneceğini öğreniyordu ve olaylar karşısında bu öğrenilmiş bilgilere göre davranış gösteriyordu. Skinner bu amaçla bir takım deneyler yapmaya karar verdi. Kendi adını verdiği bir kutu Skinner’in deneylerde kullandığı en önemli malzemedir. Skinner, Pavlov’un yaptığı deneylere benzer deneyler yaptı. Pavlov’dan farklı olarak bazı davranışları sonradan edinilebileceği hakkında çalışmalar yaptı. Örneğin, Skinner bir kutunun içine yiyecek yerleştirdi, kutunun bir köşesinde bir manivela bulunuyordu. Amacı; farelere manivelaya basarak yiyeceği yemesini öğretmekti. Skinner bunu başardı, fare gizli manivelayı bularak yiyeceği yedi. Hatta zamanla fare manivelanın yerini öğrendiği için her seferinde manivelaya basıp yiyeceğe ulaşarak karnını doyurabileceğini öğrendi. Skinner fareler üzerinde yaptığı deneyin bir benzerini güvercinler üzerinde tekrarladı. Güvercinlerin masa tenisi oynamayı öğrenebileceğini herkese kanıtladı. Skinner’e göre insanlar ve hayvanlar davranışlarının çoğunu yaşam içinde zamanla öğreniyordu.
İnsan davranışlarını anlamaya çalışan Amerikalı Psikolog Harry Harlow 1950 yılında bir deney gerçekleştirdi. Amacı; çocuklar anne şefkati ile büyümezlerse davranışlarında ne gibi değişikler olur sorusuna cevap bulmaktı. Bir deney yapmaya karar verdi bunun için maymunları kullanmaya karar verdi. Maymun yavruları için iki yapay anne tasarladı. Maymun annelerden biri teller yardımıyla yapılan üzerinde biberon bulunan yavruları besleyen bir maymun maketi şeklindeydi. Diğer maymun modeli ise yumuşak bir kumaştan yapılan bir maymun anne maketi şeklindeydi. Maymun yavruları beslenmek için sert tel yapısına sahip anneye gidip biberondan besleniyorlardı. Ancak zamanlarının diğer kısımlarını yumuşak kumaştan olan anneyle geçirmek istiyorlardı. Harlow, bu deney sonucunda yavruların şefkat duydukları anneye daha çok ilgi duyduğunu ortaya koydu. Anne sıcaklığı maymun yavrularının gelişimi için önemliydi ve anne, yavruya yakın olduğunda yavruların gelişimi daha sağlıklı oluyordu.
Davranışların deneylerle anlaşılması amacıyla yapılmış en ilginç deneylerden biri 1960’lı yıllarda Stanley Milgram tarafından gerçekleştirildi. 2.Dünya savaşında insanlara işkence eden Alman askerlerin yaptıkları zulümleri reddederek bunları emirler doğrultusunda yaptıklarını söylemesi Milgram’ı harekete geçirdi. Milgram bir grup denek üzerinde bu konuyu araştırmak istedi. Denekler önce öğretmen ve öğrenci olarak iki kısma ayrılıyordu. Ancak bunun için kura çekiliyordu ve bir kısmı öğrenci bir kısmı öğretmen oluyordu. Ancak Milgram, kura çekimini kendi deneyi için biraz değiştirdi. Milgram’ın yardımcıları öğrenci olarak kurada çıkarken, kullanılan denekler öğretmen olarak kurada belirlenmiş oldu. Milgram’ın yaptığı bu hileden deneklerin haberi yoktu, öğrenci olarak kuradan çıkan yardımcıları ise durumdan haberdardı. Denek öğretmenlerden öğrencilerin öğrendikleri bilgilere yanlış cevap vermeleri durumunda onlara elektrik vermeleri ve eğer yanlış cevaplar artarsa elektrik voltajını arttırmaları istendi. Hileli kura sonucu deneyde görev alan Milgram’ın yardımcı öğrencileri her defasında sorulara bilerek yanlış cevap verdi, öğretmen denekler de gittikçe elektrik voltajını arttırdı. Aslında öğrencilere elektrik verilmiyordu, öğretmenler öyle zannediyordu, öğrenciler de her yanlıştan sonra fazla verilen elektrik gücünden sonra daha çok bağırıyorlar ve deneye inandırıcılık katıyorlardı. Kurada seçilen öğretmenler öğrencilere acı çektirdiklerini bile elektrik voltajını sürekli arttırdı. Hatta öğretmenlerin %60’ı öğrencilerin ölebileceği 450 volt elektriği ceza olarak uygulamaktan hiç çekinmedi. Deneyde kura ile belirlenen öğretmenlerin hiçbirinin sadist ya da psikopat olmadığı biliniyordu fakat itaat etme, bulunulan mevki ve gücün insanları nasıl değiştirebileceği açıkça ortaya konmuş oldu.
Gelecekte de eminiz buna benzer pek çok ilginç deneylere şahit olacağız. Umarız bu deneylerin hepsi insanlığa faydalı olur.

1 Yorum

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.