Sosyal Devlet

Sosyal Devlet
Devletimizin anayasasının 2.maddesinde devletin niteliklileri başlığı altındaki kısımda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu yazar. Devletimizin sosyal bir devlet olduğu açık bir şekilde anayasada vurgulanmıştır. Bizde bu yazımızda sosyal devletin ne olduğu ve nasıl olması gerektiği hakkında sizlere bilgi vermeye çalışacağız. Sosyal devlet özelliği sadece bizim devletimize özgü bir durum değildir. Dünyada pek çok devlet sosyal devlet özelliği taşır ve anayasalarında bunu bizim gibi açıkça belirtmişlerdir. Sosyal Devlet Özellikle gelişmiş ülkeler sosyal devlet olma konusunda büyük hassasiyet gösterirler. Sosyal devlet olmak için gerekli çalışmaları yaparak vatandaşlarına hizmet götürerek kağıt üzerinde sosyal devlet olmadıklarını gerçekte de sosyal devlet olduklarını vatandaşlarına gösterirler. Böylece yaptıkları çalışmalarla gerçek bir sosyal devlet niteliği kazanırlar. Peki sosyal devlet nedir, tanımı nasıldır, tam olarak neyi ifade eder?
Sosyal devlet, halkının sosyal ve ekonomik durumlarıyla ilgilenerek halkına iyi bir yaşam sağlamaya çalışan, adalet ve sosyal güvenlik alanlarında üzerine düşeni yapan, gerekli olduğunda vatandaşına her türlü yardımı yaparak halkına sahip çıkan devlet demektir. Sosyal devletin tanımı bununla sınırlı değildir. Sosyal devleti, vatandaşları için çalışan, onların mutluluğunu düşünen devlet olarak da tanımlayabiliriz. Sosyal devlet olmak gelişmiş devletler için vazgeçilmez bir ilkedir. Gelişmiş devletler öncelikle vatandaşların sorunları çözmek için çaba gösterirler çünkü vatandaş devlet için değil, devlet vatandaş için vardır. Örneğin fakir fukaraya yardım etmek, yaşlı, engelli ve kimsesizlere sahip çıkmak, maddi imkansızlıklar yüzünden okuyamayanlara maddi destek sağlamak sosyal devletin en önemli görevleri arasındadır. Sosyal devlet ilkesini hayata geçirmiş bir devlet kanunları herkese eşit bir şekilde uygular, güçlü güçsüz ayır etmeden hizmet götürür ve sosyal adaleti sağlar.
Sosyal devlet yüzyıllar öncesinden gelen bir geçmişe sahiptir. Zamanla devletler sosyal devlet olma konusuna önem vermişlerdir. Sanayi inkılabının ardından zenginleşen güçlü bir sınıf ortaya çıktı. Fabrika kurarak zenginleşen sermaye sahipleri güçsüz ve fakir halkı ezmeye ve onları sömürmeye başladı. Ucuz iş gücü ihtiyacı, sağlıksız koşullarda insanların emeklerinden faydalanma isteği ve sağlanan kazançlardan emekçilerin pay alamaması üzerine sosyal devlet konusunda önemli adımlar atıldı. Devletler öncelikle işverenler karşısında çalışanı korumak için adımlar attılar ve ezilen işçi sınıfını korumayı amaç edinerek sömürülen halka sahip çıktı. Böylece işçi ve işveren arasındaki sosyal ve ekonomik uçurum kapatılmaya çalışıldı. Hayatı boyunca hergün çalışarak hayatta kalmaya ve birikim yapmaya çalışan ve fabrikalarda köle zihniyeti anlayışıyla çalıştırılan insanlar sosyal devlet ilkesinin hayata geçirilmesiyle sahipsiz olmadıklarını ve devletleri tarafından kendilerine sahip çıkıldığını görmüşlerdir. Çalışan ve üreten işçi sınıfının hayat koşullarının iyi olmaması insanları bu zorlu koşullara ses çıkartmaya ve haklarını aramaya itmiştir. Halk arasında ekonomik sınıf farklılıklarının olması ve ağır çalışma koşullarında çalışan kesimin zamanla büyük kitleler haline gelmesi, devletlerin çalışanların sesini duyarak çalışanlar lehine karar almasına neden olmuştur. Önceleri sermaye gruplarının tarafında olan devletler zamanla çalışan ve ezilen büyük çoğunluğun tarafını tutmak zorunda kalmışlardır. Üretim yapmak için iş gücü ihtiyacının temel gereksinim olması devletleri işçi ve işveren arasında dengeyi sağlamaya mecbur bırakmıştır. Devletler eğer uygun koşullar ve maaşla çalışılmazsa önce insanların sonra da üretim ve ekonomik düzenin bundan zarar göreceğini anlamışlardır. Bu nedenle devletler işçiden yana tavır koymuşlar, onların haklarını korumak ve onlara sahip çıkacak bir devletin varlığının olması gerektiğini anlamışlardır. Böylece devletler güçsüz ve sahipsiz çalışan kesime sahip çıkarak sosyal devlet anlayışı konusunda ilk adımları atmışlardır. Tabiki bu durumun gerçekleşmesinde halkın yönetimler üzerinde kurduğu baskının önemli bir etkisi vardır. Özellikle çıkarılan yasalarla sosyal devlet ilkesi sağlamlaştırılmış ve eyleme dökülmüştür. Sendikaların kurulması, çalışana grev hakkının verilmesi ve sözleşme gibi hakların kanunlarla güvence altına alınması devletlerin sosyal devlet niteliği ile ilgili attığı önemli yasal adımlardır. Sosyal devlet anlayışına sahip bir devlet toplumun ortak menfaatini gözetir ve ayrımcılığa yer vermez. Çünkü her birey devletin bir vatandaşıdır. Sosyal devletlerde fakirden alıp zengine verilmez, zenginden alınıp fakire verilir. Sosyal devlet çok kazanandan daha fazla vergi alır, uyguladığı ücret politikaları sayesinde çalışanın az ücretle çalıştırılmasını önler. Bu nedenle işçilerin yasal olarak sigortalı olmaları zorunluluğu getirilirken sigorta primlerinin de işveren tarafından ödenmesi sağlanmıştır. Asgari ücretin belirlenmesi ve tazminat gibi konular hakkında da devlet gereken adımları atar. Bunlar yapılırken işverenin de zarar görmemesi için gereken önemler alınır. Çünkü işverene yüklenen ağır sorumluluklar üretimin durmasına ve ekonominin zarar görmesine neden olur. Ayrıca işyerlerinin kapanması pek çok kişinin işsiz kalmasına neden olacağından sosyal devlet anlayışına sahip bir devlet işvereni de korumak zorundadır.
Gelişmiş ve modern ülkeler için sosyal devlet olmak, devletin devamı ve sürekliliği için temel şarttır. Halkın birlik ve beraberliği buna bağlıdır. Devlet, gerektiği ve ihtiyaç duyulduğu zaman vatandaşının derdine derman oluyorsa o ülke mutlu ve huzurlu bir şekilde geleceğe güvenle bakar, yarınlara ve ülkenin koyduğu hedeflere milletçe el ele koşar.

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.