Sabır Taşı Çatladı

Sabır Taşı Çatladı
Sabır, insanın sahip olabileceği en büyük erdemlerden biridir. Hastalığının iyileşmesi için sabreden de var, sevdiğine kavuşmak için sabredip gün sayan da. Sabrın sonu her zaman selamet midir bilinmez ama sabırla beklemek insan yüreğini ısıtan en yüce ateştir. İnsan sabırla beklerken bu ateşle içi yanar, hatta bu ateş bazen insanın içini öyle bir yakar ki bazen bu ateş acıya bile dönüşür. Sabır Taşı Ama sabretmesini bilen insan o acıya katlanır, beklemekten bir an bile vazgeçmez. Sabır, bitmeyen gecenin sonundaki sabahı beklemektir. Sabır, başarı uğruna ömürden ömür vermek, güzel günlerin geleceğini düşlemektir. Herkesin sabırlı olmak ya da sabretmekle ilgili bir anısı bir hikayesi elbet vardır. Bu yazımda sizlere, sabreden fakat sonunda sabır taşı çatlayan genç bir kızın hikayesini anlatacağım.
Bundan yıllar önce yaşlı ve fakir bir kadının iyi yürekli, sevecen ve çalışkan bir kızı varmış. İyi kalpli kız yaşlı anasıyla birlikte çeşitli nakışlar, oyalar ve el işleri yapıp satarmış, geçimlerini böyle sağlarlarmış. İyi kalpli kız bir gün dikiş nakış işleri yaparken oturduğu pencerenin önünde uyuyakalmış. Akşamüstü karanlık çökerken pencerenin camına gagasıyla bir kuş vurmuş. Kız, bu tıkırtıyla birden uyanmış ve sesin nereden geldiğine bakarken camdaki kuşu görmüş. Kız, camdaki sevimli kuşa tebessüm dolu bir ifadeyle bakarken kuş birden konuşmaya ve kızla konuşmaya başlamış. Kuş, iyi kalpli kıza; karşına küçük bir sultan çıkacak, sultanın ölmüş olduğunu göreceksin, onun başında kırk gün yas tutup bekleyeceksin ancak sonunda muradına ereceksin demiş ve uçarak gözden kaybolmuş. Uykudan uyanır uyanmaz başına gelen bu işe şaşırıp kalan kız, pencerenin önünde öylece donup kalmış. İyi kalpli kız kendine gelince olup bitenin bir rüya olduğunu düşünmüş ve bu olayın üstünde fazla durmamış ve kimseye bu olayı anlatmamış. Ancak ertesi gün yine akşamüstü gün batarken kuş tekrar çıkıp gelmiş ve camın önüne konmuş. Kız hayretler içinde kuşa bakarken kuş yine aynı sözleri söyleyerek uçup gitmiş. İyi kalpli kız, o an önceki gün yaşadığı olayın gerçek olduğunu anlamış ve kuşun tekrar gelip onla konuşması üzerine korkmaya başlamış. Yaşadığı olayı yaşlı anasına anlatınca, anası bu işte bir iş var deyip başımıza bir iş gelmeden buradan göç edip gidelim demiş. Hemen eşyaları toplayıp, yanlarına biraz da yiyecek alan ana kız düşmüş yollara. Dere, tepe aşmışlar, ardlarına bakmadan gitmişler, sonunda yorulup bir ağaç dibinde dinlenmeye karar vermişler. Ana ve kızı, gece olunca derin bir uyku sarmış. Tam uyurlarken onları takip eden kuş, kızı nazikçe kaptığı gibi doğruca dağların diğer yamacındaki saraya götürmüş. Sarayın camından içeri giren kuş, uyuyan kızı uyandırmadan bir odaya bırakıp sessizce çıkıp gitmiş. Bir süre sonra uyanan kız, kendini son derece rahat bir yatakta yatarken görünce çok sevinmiş ama bu sevinç birden korkuya dönüşmüş. Uyurken yanında anası olan kız, uyanınca kendini yanı başında hareketsiz bir şekilde yatan ölü bir delikanlının yanında bulmuş. Kız korkudan ne yapacağını bilemez, aklına birden evinin camına konan kuşun dedikleri gelir. Başına gelen bu durumun kaçınılmaz bir alın yazısı olduğunu kabullenen kız kendini duaya verir. İyi kalpli kız, günlerce ölünün başında durup dua eder. Günler birbirini takip eder ve aradan otuz dokuz gün geçer. İyi kalpli kızın odası deniz görürmüş. Uzun süre tek başına ölünün başında yas tutan kız yalnızlıktan sıkıldığı için geminin birine el sallar ve gemiyi durdurur. Geminin kaptanına bir kese altın veren kız, kaptandan kendisine yardım ve arkadaşlık edecek bir kadın cariye istemiş. Odanın camından ip sarkıtan kız gemiden aldığı cariyeyi odaya çekerek çıkartmış. İyi kalpli kız yanına aldığı cariyeye güvenerek ertesi gün bir nefes almak, dolaşmak için dışarı çıkmış ve ölünün başına gemiden aldığı cariyeyi bırakmış. Kız dışarı çıktıktan sonra birden, günlerdir hareketsiz yatan genç delikanlı hareketlenmeye başlar. Aslında bu delikanlı ölü kılığına bürünmüş bir şehzadeymiş. Amacı, ölümünün ardından kırk gün başında bekleyen ve sabredip yasını tutan, ona değer birisiyle evlenmekmiş. Uyanan şehzade karşısında gördüğü cariyeye kırk gün boyunca başımda sen mi bekledin diye sormuş. Cariye de bu soruya evet yanıtını vererek şehzadeye yalan söylemiş ve onu kandırmış. Hatta yanında bir de o an dışarıda olan yardımcı bir kızın daha olduğunu söylemiş, iyi kalpli kızı, şehzadeye yardımcısı olarak tanıtmış. Saraya dönen iyi kalpli kız olanlarını duyunca çok şaşırmış. Ancak yapacak bir şey olmadığını düşündüğünden olanlara boyun eğip kabullenmiş. Şehzade kırk gün başında bekleyen kişinin cariye olduğunu sandığı için onunla hemen evlenmiş.
Günler birbiri ardına geçmiş, derken şehzadenin Yemen’e sefere gitmesi gerekmiş. Şehzade, Yemen’e giderken onunla yalan dolan işler sonucu evlenen eşine, dönüşte bir şey isteyip istemediğini sormuş. Gözü paradan başka bir şey görmeyen eşi gelirken ona elmas küpe getirmesini söylemiş. Şehzade de bu isteğe olumlu cevap vermiş gelirken getireceğini söylemiş, odadan çıkarken kapıda gördüğü iyi kalpli kıza da bir şey isteyip istemediğini sormuş. İyi kalpli kız şehzadeye sağlıkla gidip dönmesini ve gelirken kendisine bir sabır taşı getirmesini söylemiş. Ayrıca şehzadeye eğer sabır taşını getirmeyi unutursan gemin yolda kalsın, bir adım bile ilerlemesin şeklinde bir beddua söylemiş. Şehzade bu sözlere ufak bir tebessüm edip yoluna devam etmiş. Şehzade Yemen’e gidip işlerini halletmiş, eşinin istediği elmas küpeyi almış ancak iyi kalpli kızın istediği sabır taşını unutmuş ve geri dönüş yoluna koyulmuş. Yolda geminin önünü kara dumanlar kaplamış, yelkenlerin rüzgarı kesilmiş, gemi olduğu yerde bir adım bile ilerlemeden çakılıp kalmış. Şehzadenin aklına birden kızın söylediği beddua gelmiş ve unuttuğu sabır taşını almadan geri döndüğü için böyle bir şeyin başına geldiğini anlamış. Şehzade geri dönüp sabır taşını almış. Geri dönünce eşine elmas küpeleri vermiş, kıza da istediği sabır taşını vermiş. Ancak şehzadenin içinde bir merak uyanmış, neden bu kızın sabır taşı istediğini öğrenmek istemiş ve kızın odasına gitmiş, kapının aralık olduğunu gören şehzade içeride kızın sabır taşı ile konuştuğunu görmüş ve onu gizlice dinlemeye başlamış. Zavallı kız, içindekileri, yaşadıklarını, cariyenin çevirdiği dolapları, sabır taşına bir bir anlatmış. Taş şiştikçe şişmiş, kız anlattıkça anlatmış, en sonunda sabır taşı da duydukları karşısında dayanamamış çat diye çatlamış. Başından geçen olaylara sabır taşının bile dayanamayıp çatladığını gören kız başlamış ağlamaya. Kızın anlattıklarını duyan şehzade derhal karısını saraydan kovmuş ve kuşun getirdiği iyi kalpli kızla hayatını birleştirmiş. Şehzadeyle evlenen kız, yanına yaşlı anasını da almayı unutmamış.

3 Yorum

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.