Paris Gezi Anıları

Paris Gezi Anıları
Dünyanın en çok turist çeken şehirlerinden biri olan ve Eyfel Kulesi ile ünlü Paris, Fransa’nın başkentidir. Bu yazımızda sizlere 10 adımda Paris’in önemli yerlerini tanıtacağım ve yaptığım gezi notlarını paylaşacağım. Öncelikle bu turu yaparken yanımda bir rehber olmadığını telefonumdaki navigasyon ve internetten faydalandığımı, Fransızca bilmeden ve İngilizceyi çok az bilerek bu şehri rahatlıkla gezdiğimi belirtmek isterim. Tatile çıkmadan önce akıllı telefonunuza Paris şehrini gösteren bir navigasyon uygulaması yüklemenizi öneririm. Bu sayede şehirde kaybolmadan rahatlıkla gezebilirsiniz. Paris pek çok tarihi eserin bulunduğu bir şehir. O yüzden en az üç gününüzü hatta yazımızın içinde geçen Disneyland’ı gezecekseniz dört gününüzü ayırmanızı tavsiye ediyorum. Katedral, müze, meydanlar, köprüler ne ararsanız Paris’te var. Paris Paris’i gezmek bana çok kolay geldi. Bunun en büyük sebebi her yere metro ile kolay bir şekilde ulaşabiliyorsunuz. Geziye başlamadan önce elime bir Paris metro haritası aldığımda çok şaşırmıştım. Neredeyse her caddede metro var. Neyse lafı daha fazla uzatmadan Paris’e gelir gelmez ayağımızın tozuyla hemen Eyfel Kulesi’ne gidiyoruz.
Eyfel Kulesi 1889 yapımı tamamlan demirden dev bir yapı. Yapıldığı zaman şehrin görüntüsünü bozduğu için uzun yıllar yıkılması için çalışanlar bile olmuş. Hatta günümüzde bile yıkılsın diyen Fransızlar var. Buraya çok yakın bir yere kadar metro ile gidiyoruz. Trocadero durağında inince karşımızda tüm heybetiyle Eyfel duruyor. Trocadero dediğim yer Eyfel’in karşısında şu Hitler’in Fransa’yı aldığında Eyfel’i arkasına alarak fotoğraf çektirdiği küçük bir tepe. Biz de fotoğraf çekip Eyfel’e doğru yürüyoruz. Eyfel’e çıkmak için 20 euro bir ücret ödedim. Pahalı ama Paris’e gelmişken çıkmak istedim. Bilet kuyruğu çok fazla ve sıra var. Keşke biletimi internetten alsaydım. Yarısına kadar asansörle çıkılıyor. Sonra yürüyerek daha yüksek katlara çıkabilirsiniz. Biraz yorucu gibi ama çıktığıma değdi çünkü muhteşem bir şehir manzarası var. Geri inerken merdivenleri kullandım her katta fotoğraf çekerek aşağıya indim. Bu arada ben Eyfel’e hem gece hem de gündüz iki defa çıktım. İkisinin de manzarası bir başka.
Eyfel’den sonra Champs Elysees caddesi ve Zafer Takı’nı görmeye gidiyorum. Ünlü cafe, restoran ve markaların dükkanlarıyla dolu geniş Şanzelize Bulvarı gece ışıl ışıl ve görülmeye değer. Zafer Takı Şanzelize Bulvarı’nın hemen başında bulunuyor. Fransızlar bir savaşta başarı kazandığı zaman şehre tak yapmak bir gelenekmiş. Şanzelize’de bulunan Zafer Takı Napolyon’un Austerlizt Savaşı’nda elde ettiği galibiyetin anısına yapılmış. Zafer takı 12 caddeyi birbirine bağlayan bir kavşağın tam ortasında ve yüksekliği 46 metre olan büyük bir yapı.
Şanzelize turundan sonra üçüncü durağım Louvre Müzesi. Burası için sabırsızlanıyorum. Çünkü ünlü Mona Lisa tablosu burada sergileniyor. Bilet almak için pek sıra beklemedim ve içi tabiî ki çok kalabalık ve büyük bir müze. Bir iki saatte gezmek imkansız. Müze girişinde elinize müzeden seçilmiş önemli eserlerin bulunduğu bir broşür veriyorlar. Broşürde öncelikli görülmesi gereken eserlerin hangi bölümde olduğu da yazıyor. Bunu takip ederek müzenin kabasını birkaç saatte gezebilirsiniz. Ancak özellikle Yunan ve Mısır dönemlerine ait önemli eserlerin hepsini gezmek istiyorsanız bir gün bile size yetmez. Müzenin için çok kalabalık ama sessiz, kimse çıkarken ses çıkarmıyor ancak Mona Lisa tablosunun bulunduğu salona giderken uzaktan bir uğultu gelmeye başladı. Tablonun bulunduğu salonda millet Mona Lisa tablosunun önünde fotoğraf çekmek için birbiriyle yarışıyor. Biz de gitmişken tabiî ki fotoğraf çektik. Bu arada salı günleri Louvre Müzesi kapalı. Paris’te müze gezmek isteyenler internetten gideceği müzenin o gün açık olup olmadığını kontrol etsin.
Dördüncü durağımız Notre Dame Katedrali. Bu büyük kilise Paris’e gelenlerin en çok ziyaret ettiği yerler arasında. 1345’te tamamlanan ve Meryem Ana’nın anısına yapılan bu kilise pek çok heykel ile süslenmiş. Gitmeden önce internetten burası hakkında birkaç yazıyı telefonuma kaydetmiştim. Onları okuyarak ve yazıda yazan yerleri görerek burayı gezdim.
Çocuklar gibi eğlenmeyi sevenler için sıradaki durağımız Disneyland. RER A tren hattını kullanarak Paris’ten buraya ulaşabilirsiniz. Trenle Paris’e 40 dakikalık bir mesafede bulunan Disneyland, eğlenme amaçlı inşa edilmiş, içinde pek çok aktivitenin yapıldığı bir köy hatta bir ilçe büyüklüğünde devasa bir eğlence alanı. Korku evi, hızlı trenler, film stüdyoları ile korku, heyecan ve aksiyon turu sizleri bekliyor. Ben çok ama çok keyif aldım. Bir günüm burada geçti. Disneyland’a giriş 80 Euro. Türk lirasına göre hesaplayınca gerçekten pahalı. Ama eğlenmek garanti. Paris’e bir daha gitsem buraya yine uğramak isterim. Giriş ücretini ödedikten sonra içerideki bütün oyunlar ve eğlence yerleri ücretsiz. Neye binersen bin bu yüzden verdiğiniz paraya değiyor. Yaz aylarında çok sıra oluyor, dünyanın pek çok ülkesinden insanlar buraya hücum ediyor. Ah keşke biraz daha az kalabalık olsaydı, her aktivite öncesi sıra beklemek çok sıkıcı. Kış aylarında daha rahat oluyormuş. Akşama kadar iyice eğlendik artık dönme vakti ama hiç ayrılasım gelmedi.
Ertesi sabah erkenden kalkıp bir şeyler yedikten sonra tekrar gezime devam ediyorum. Bu arada Paris’te otellerde kahvaltıda zeytin, peynir falan olmuyor. Bal, kek, kuruvasan, meyve gibi bize biraz daha uyan bir şeyler yiyerek sabah kahvaltısını geçiştiriyoruz. Kahvaltının ardından ilk durağımız olan Concorde Meydanı’na gidiyoruz. 1900 yıllında yapılan bu meydan Şanzelize’nin başında yer alıyor. Meydanda büyük bir dönme dolap ve Luxor Dikilitaşı bulunuyor. Concorde Meydanı, Louvre Müzesi’nin hemen yanında Tuileries Bahçeleri’ne komşu bir konumda buluyor. Fransa’da krallık döneminde verilen idam cezaları bu meydanda infaz edilirmiş.
Lüksemburg Bahçesi bizim Paris’teki yedinci durağımız. Paris merkezde dinlenmek ve hava almak için yapılmış güzel, ağaçlık bir park. Parkın bir köşesinde Fransız senatosunun bulunduğu Lüksemburg Sarayı var. Fransa’nın böylesine önemli bir yönetim biriminin bir parkın köşesinde olması ve insanların kolayca ulaşabilmesi çok ilginç geldi. Burada biraz vakit geçirdikten sonra sekizinci uğrak noktamız olan Sacré Coeur Bazilikası ve Ressamlar Tepesi’ne gidiyoruz. Paris genellikle düz alanda kurulu bir şehir. Ancak az da olsa birkaç tepe var. İşte Sacré Coeur Bazilikası, Paris’in ender bulunan tepelerden biri olan Monmarte tepesinde inşa edilmiş görkemli bir kilise. Yapımı 1914 yılında tamamlanan kilisenin inşası neredeyse kırk yıl sürmüş. Kilisenin ismi, gizli kalp anlamına gelir. Aşklarına izin verilmeyen iki çiftin gizli buluşma yeri olduğu için bu ismin verildiği söyleniyor. Anvers Metro durağında indikten sonra Monmarte tepesine yürüyerek ya da küçük bir teleferik ile çıkılabiliyor. Tabiki şehri gezmek için en iyi yol yürümek. Kilisenin yanı başında turistlerin karikatürleri ve portrelerini yapan pek çok resim atölyesi ve ressam var. O yüzden buraya ressamlar tepesi deniliyor. Tepenin aşağısındaki Pigalle mahallesinde yer alan Moulin Rouge eğlence yerinin önünde bir de fotoğraf çektiriyoruz.
Alış veriş sevenlerin Paris’te en çok ziyaret ettiği yer Hausmann Bulvarındaki Galerie Lafayette. İçinde dünyaca ünlü pek çok markanın dükkanlarının sıralandığı bu yere eğer yanınızda bir kadın varsa gitmeyin, saatlerce dükkan gezmek zorunda kalırsınız. Burada çocuklar için de kıyafetler satan lüks dükkanlar var. Bu yerde açıkçası biraz sıkıldım, Galerie Lafayette’nin en güzel yanı, çatısında şehri izleyebileceğiniz bir kafenin olması.
Son olarak Paris’te Versailles Sarayı’nı ziyaret ediyoruz. Burası şehre biraz uzak, RER C treni ile kırkbeş dakikalık bir yolculuktan sonra Versay Sarayı’na varıyoruz. Saray, binalar ve bahçeleriyle oldukça büyük, yapımına 1661 yılında başlanmış ama başa gelen her kral saraya bir yer eklemiş. Sarayın ihtişamını arttıran özelliği büyük olması. Ama bir Topkapı Sarayı manzarası yok. Gelip de görmemek olmazdı burayı görmüş olduk.
Paris’te bilgi verdiğim bu yerler haricinde o kadar çok gezilecek yer var ki. Birkaç günde benim gezebildiğim ancak bu kadar. İnşallah sizin de yolunuz bir gün Paris’e düşer.

1 Yorum

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.