Özgüvenin Önemi

Özgüvenin Önemi
Özgüven kelimesini en basit ifadeyle insanın kendine güveni, zorlukları, sıkıntıları ve problemleri çözebileceğine inanması olarak açıklayabiliriz. Özgüven her insanda olması gereken en temel özelliklerden biridir. İnsanlar kendilerine duygusal ve bedensel gelişim süreci içinde bir değer biçer. İşte bu değer kadar insanın özgüveni vardır. Ne kadar özdeğer o kadar özgüven.
Özgüveni yüksek kişiler kendilerini değerli gören kişilerdir. Eğer kendimizi değersiz görürsek özgüvenimiz de o derece düşük olacağı için günlük yaşantımızda pek şeyden uzak dururuz. Başarabilme ve sorunları çözme inancımız düşer, utangaç ve çekingen bir ruh haline bürünürüz.
İnsanlar gelişim süreci içinde bir kimlik kazanır. Zamanla bu kimliğe bir değer yükler ve var olan özelliklerimizi sevip sevmeyeceğimize karar veririz. Özgüven İşte böyle bir durumda özgüven ortaya çıkar. Kendimizi yargıladığımız ve özelliklerimize biçtiğimiz değer bizim özgüvenimizi anlamamıza yardımcı olur. Aslında insanlar müzik, film, elbise, yemek gibi pek çok konuda bir şeyi sevip sevmediğine karar verir, bu tercihler duygusal bir sorun yaratmaz ancak kendi kişisel özelliklerini beğenip beğenmeme gibi bir çıkarım yaptıklarında beğenilmeyen özellikler özgüven eksiklikliğine neden olur. Bu durum insanı rahatsız eder. Çünkü kişinin kendi özelliklerinden hoşlanmaması ruhsal dengeyi bozan ve kendi özelliklerini reddetmesine yol açan sonuçlar doğurur.
Özgüven bir insanda devamlılığı olan bir özellik olmayabilir. Değişken bir duygu hali olan özgüven eksikliğini her insan yaşayabilir. Hayatın içinde belli dönemlerde herkes kendini bir süre özgüvensiz hissedebilir. Bunun sebepleri arasında fiziksel görünümünü beğenmeme, akademik başarısızlık gibi pek çok sebep olabilir. Kimi zaman da okul, spor ve beceri isteyen konularda kendimize güvenimiz tavan yapar. Çünkü farklı zaman, durum ve ortam insan duygularını etkiler. Önemli olan böyle bir durumda ipleri elden bırakmamak, kendini dizginleyebilmektir. Örneğin yeni bir işe giren insan bütün olumlu yanlarını iş ortamında göstermeye çalışır. Yetenekli, performanslı bir yapıda olduğunu ve insanlarla iyi ilişkiler kurmaya çalışan pozitif bir insan olduğunu sergilemeye çalışır. Ancak bazı insanlar bunu başaramaz. Hatta içimizde yer alan bu denli aşırı istekler hatalar yapmamıza neden olur. Başarısız olduğunu gören bu tip insanlar özgüvenin insanda doğuştan olduğuna ve kendilerinde olmadığına inanır. Bu ruhsal çöküntü ve kabullenme özgüvenin tamamen ortadan kalkmasına yol açar. Oysa özgüven doğuştan gelen bir yetenek değildir. Günlük hayatımızda bazı şeyleri nasıl başardığına inanamadığımız çok sayıda insan karşımıza çıkar. Onların başarı kazanmalarını sağlayan sebeplerin başında elbette özgüven yer alır, ancak özgüven duygusunun zahmetsizce doğuştan kazanılmış bir duygu olduğuna inanmak son derece yanlıştır. Toplum, karşısında özgüveni yüksek kendinden emin insanlar görmek ister. Bu nedenle insanlar, yapılan iş ya da toplum öyle istediği için özgüveni yüksek olamasa bile öyle görünmeye çalışır, güvensizliklerini göstermekten kaçınırlar. Ancak bazıları bunu başarırken bazı insanlar bunu başaramaz. Bu sorunları yaşayan insanlar böyle ortamlardan kaçar, orada bulunmak ve kendi özgüvensizliğini göstermek istemez. Bunun en büyük sebebi insanın acı çekmek istememesidir. İnsanın kendini özgüvensiz hissettiği ve yetersiz gördüğü ortamlar kendisini yargılamasına ve özelliklerini reddetmesine neden olur böyle durumlar arttıkça çekilen ruhsal acı da artar. Bu acıdan kurtulmak isteyen insan kendini öyle ortamlardan ve toplumdan uzaklaştırarak acıdan kurtulmak ister. Bu davranış özgüvensizliğin üzerine gelişigüzel yapılan bir pansumandan öteye gitmez. Yaraya çare bulmak olmadığı gibi sorunları ileride daha da büyütebilecek bir durumdur. Bu tür kaçma, bastırma, reddetme, yok sayma ve görmezden gelme insanı daha büyük çıkmazlara sürükleyebilir ve özgüveni onarılamaz hale getirebilir. Peki bu durumda insan ne yapmalıdır? Sorunların üzerine gitmek en temel çözüm yoludur. İnsanın kendi farkındalığını yaratması ve sorunlarını çözmeye karşı istekli olması gerekir. Kendi özelliklerinin farkında olan insan, doğru ve gerçekçi yorumlar yaparak beklentilerinin gerçekleşme ihtimalini yükseltir, cesaretlidir ve çözüm odaklı hareket eder. Bu arada özgüven derken bazı şeyleri yanlış anlamamak gerekir. Özgüven demek aklına gelen herşeyi yapabileceğine inanmak ve gücünü sonsuz görmek değildir. Burnu havada, gözü yükseklerde olmak özgüven değildir. Özgüven ayakları yere sağlam basmayı gerektirir. Özgüveni olan insan neyi başarıp neleri başaramayacağını bilir. Kendi yetenek ve özelliklerinin farkındadır. Onları geliştirmeye çalışır, kendine ulaşılabilir hedefler koyar, bu hedeflere ulaşmak için başkasından onay beklemez, çabalar ve hayatına kendisi yön verir, olumlu düşünür. Böylece hem kendi mutludur hem de çevresine mutluluk saçar, sever ve sevilir. Böylece kendini topluma kabul ettirir.
Özgüvensiz insan kendi özelliklerinin farkında bile olmadığından sürekli başarısız olacakmış duygusuyla yaşar. Bakar kör gibidir, kendi yeteneklerini bile göz ardı eder. Bu nedenle kendini değersiz görür. Yaptığı hemen her harekette onay bekler, beğeni ve iltifat ister. Hatta bazen iltifatları bile alay olarak kabul eder, sorunlar çıkarır. Bu olumsuz durum özgüveni olmayan insanların çevreye karşı duvar örmelerine, insanlardan kopuk bir hayat yaşamalarına, kendilerine öfke duymalarına neden olur. Başarısız bir durumun sebebini başkasına yükler, sürekli şikayet edip gerekçeler üreterek sorunlardan kaçma yanlısıdır. Bu tip insanların pek çoğu uyuşturucu ve alkol bağımlısı olup dertlerden uzaklaştıklarını savunur.
Bireyler küçük yaştan itibaren bireysel özelliklerinin farkında olmalı, bunları geliştirici eğitim almalı, hayattan tad almak için özgüvenini yüksek tutmalıdır.

1 Yorum

Zeki Y için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.