Osmanlı’da Eyaletler ve Beylerbeyi

Osmanlı’da Eyaletler ve Beylerbeyliği
Yüzyıllarca varlığını devam ettiren Osmanlı Devleti hiç şüphesiz güçlü ve otoriter bir idari düzene sahipti. Bunlardan biri de eyalet yönetimi ve bunların başında bulunan beylerbeyleridir. Beylerbeyleri Osmanlı devletindeki en büyük yönetim biriminin başında bulunan beylerbeyliği yönetimde oldukça etkiliydi. Kendi yönettiği eyaletin idari ve askeri işleri ondan sorulurdu. Eyalet yönetimi anlayışı Osmanlı devletinde varlığını uzun süre devam ettirmiş ve zaman içinde çeşitli değişikliklere uğrayarak uygulanmıştır. Osmanlı Eyalet Beylerbeyi Bugünkü manada ülkemizde bulunan bölgeler gibi Osmanlı devleti de çeşitli yönetim birimlerine ayrılmıştı. Günümüzde bölgelerin başında bir görevli bulunmamakta ancak Osmanlı devleti ülkeyi büyük bölgelere ayırarak bunlara eyalet adını vermiştir. Fakat Osmanlı’nın yönetim birimi olarak kabul ettiği bölgeler bugünkü gibi küçük birimler değildi. Örneğin boğazın Rumeli tarafı ve tüm balkan toprakları tamamen bir eyaletin içinde kabul ediliyordu. O yüzden Osmanlı’daki eyaletler günümüzdeki bölgelerden bir hayli büyük alanları kapsar.
İlk oluşturulan eyalet Rumeli eyaletidir. 1.Murat devrinde hızla Rumeli’de ilerleyen Osmanlı devleti sınırlarını batı yönünde genişletmiştir. Bunun üzerine 1.Murat fethedilen Rumeli topraklarının başına Lala Şahin Paşa’yı getirmiştir. 1362 yılından itibaren Rumeli topraklarındaki askeri birimlerin başında Lala Şahin Paşa bulunur. Yıldırım Bayezid devrine kadar bir tek Rumeli beylerbeyliğinin var olduğu bilinmektedir. Ancak Yıldırım döneminde Rumeli fetihlerine devam edilmeden önce Anadolu’nun yönetimi Bayezid tarafından Timurtaş Paşa’ya emanet edilir. Buradan anlaşılacağı üzere mecburi bir nedenden ötürü Anadolu Beylerbeyliği sonradan oluşturulmuştur. Anadolu Beylerbeyliği Osmanlı’daki ikinci beylerbeylik olarak tarihe geçer. Buradan sonra 1413’te Fetret devrinin ardından Amasya ve Sivas çevrelerini içine alan Rum Beylerbeyliği oluşturulur.
Fatih dönemine kadar bu üç eyaletin varlığı devam etti. Fatih Sultan Mehmed döneminde Karaman ve çevresi eyalet olarak kabul edildi. Yavuz Sultan Selim döneminde kurulan Diyarbakır, Halep ve Şam eyaletleri bunu takip etti. Kanuni döneminde 14 yeni eyalet daha eklenerek eyalet sayısı daha da arttı. Yeni eklenen eyaletler arasında Musul, Erzurum, Bağdat, Yemen, Dulkadir, Cezayir-i Bahri Sefid, Cezayir-i Garp, Basra, Budin, Temeşvar, Habeş, Lahze ve Van bulunur.
2.Selim döneminde Kırım, Trablusşam , Kefe ve Tunus eyalet statüsüne alınır ve eyalet sayısı daha da artar. Başa geçen padişahlar ülkeyi daha kolay yönetmek üzere eyalet sayısını arttırmaktan kaçınmaz. Hatta 3.Murat dönemine gelindiğinde eyalet sayısı 25’i bulur. Var olan eyaletlere Trabzon, Çıldır, Kars ve Bosna eklenir. Bunlardan başka özellikle İran seferinden sonra yeni bazı eyaletler kurulsa da onların varlığı kısa süreli olur.
Eyaletler Tımarlı ve Salyaneli olarak ikiye ayrılmıştır. Tımarlı eyaletler; tımar sisteminin uygulandığı, toprak geliriyle asker yetiştirildiği eyaletlerdir. Salyaneli eyaletlerde ise toprak gelirleri devlet adına toplanır, elde edilen gelirlerin bir kısmıyla asker ve idarecilerin parası ödenir geri kalanı hazineye gönderilirdi. Bu konuda Ayn Ali Efendi’ye ait risaledeki bilgiler dikkat çekicidir. 1609 senesinde Osmanlı’da Tımarlı eyaletlerin sayısı 23 iken salyaneli eyaletlerin sayısı 9’dur. Salyaneli eyaletler Rumeli ve Anadolu haricindeki Basra, Yemen, Habeş, Lahza, Mısır, Trablusgarp, Tunus, Cezayir-i garp ve Bağdat’tan oluşuyordu.
Eyaletlerde, beylerbeyinin yönetimi altında daha küçük yönetim birimi olan sancak ve livalar bulunurdu. Sancakları sancak beyleri yönetirdi ve beylerbeyinin emri altındaydı. Beylerbeyine ait merkez bir paşa sancağı bulunur ve beylerbeyi bu sancaktan diğer birimleri yönetirdi. Beylerbeyi yetkisini padişahtan aldığı için eyaletlerdeki en nüfuzlu idareciydi. Eyalete ait bütün işlerin sorumlusu olarak aynı günümüzdeki vali gibi görevini yürütürdü. Ancak eyaletlerdeki adalet işlerine bakan kadılar ve gelir giderlerden sorumlu defterdar direkt olarak merkeze bağlıydı ve beylerbeyine karşı sorumlu değildi. Yine bunlardan başka eyaletlerdeki yeniçeri garnizonları de merkezi hükümete bağlıydı. Bu uygulamalardaki amaç beylerbeyinin aşırı güç kazanmasını önlemekti. Eğer bütün birimler beylerbeyine bağlı olsaydı merkezi otoritenin etkisi azalabilirdi. Hatta beylerbeyine iş yaptırmak zorlaşırdı.
Beylerbeyinin asıl işi tımar sisteminin işlemesini sağlamak, asker yetiştirilmesi, toprağı eken köylü halkın(reayanın) korunması, arazilerin ekiminin sürekli ve düzenli olması, vergilerin toplanması ve bulunduğu eyaletin asayiş ve düzenini sağlamaktı. Beylerbeyleri kendisinin görev yaptığı paşa sancağında, eyalet divanı adıyla yönetimi altındaki memurlarla toplantı düzenlerdi. Tımar defterdarı, eyalet kadıları bu toplantının ana üyeleriydi. Toplantılar divanhane dilen yerde düzenlenirdi. Bu divan, sarayda düzenlenen Divan-ı Hümayun toplantılarının eyaletlerde uygulanan küçük modeliydi.
Beylerbeyi yerine Mir-i Miran, Emir-ül Ümera ve 18.yy’den itibaren vali denildiği kaynaklarda görülmektedir. Rumeli beylerbeyi divan toplantısında Anadolu beylerbeyinden üstündü. Beylerbeyleri genellikle Enderun’da eğitim görmüş daha sonra eyaletlerde çeşitli görevlerde yükselmiş kişiler arasından seçilirdi. Bu konu hakkında Fatih Kanunnamesi’nde kimlerin, nasıl beylerbeyi olabileceği hakkında açıklamalar bulunmaktadır. Beylerbeylerinin görev süreleri hakkında bir netlik yoktur. Çok uzun süre başarıyla görev yapanlar da vardı. Ancak Osmanlı’nın son dönemlerinde bozulan idari yapı nedeniyle yılda bir beylerbeylerinin değiştirildiği de olmuştur.

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.