Orta Doğu’da İngiliz Politikası ve Mandacılık

Orta Doğu’da İngiliz Politikası ve Mandacılık
Dünyanın pek çok yerinde sömürge elde eden İngiltere için 1800’lü yıllardan itibaren Orta Doğu’nun önemi katlanarak daha da arttı. Çünkü İngiltere uzak doğuda pek çok sömürgeye sahipti. Orta Doğu bu yollar üzerinde yer alan önemli topraklardı. Kendi sömürgeleri ile bağını sağlamlaştırmak isteyen İngiltere Orta Doğu üzerinde bazı politikalar yürütmeye başladı. Bu yazımızda tarihte İngiltere’nin orta doğuda nasıl bir politika yürüttüğünü ele alacağız.
ingiltere ortadoğu Özellikle Süveyş Kanalı’nın açılmasıyla Kızıldeniz ve Akdeniz’in birleşmesi ile Hint okyanusuna kısa yoldan ulaşılması bölgenin önemini daha da arttırdı. Bir de Ortadoğu’da petrolün bulunmasıyla bu bölgeler sanayisi gelişen batılı devletlerin ilgisini çekmeye başlamıştı. Petrol gelecek için önemli bir enerji ve yakıttı ve o yıllarda petrolün önemi kısa sürede anlaşılmıştı.
İngiltere 1878 yılında Osmanlı ile imzalana Berlin antlaşmasına kadar Osmanlı’nın toprak bütünlüğüne saygı gösteriyordu. Ancak Berlin antlaşmasından sonra İngiliz politikasında değişikler oldu ve İngiltere fırsat buldukça Osmanlı’ya ait Ortadoğu topraklarını işgal etmeye başladı. Hatta İngiltere 1878 yılında Rusya’nın Osmanlı topraklarına savaş açacağını öne sürerek Kıbrıs’ı işgal etti, bununla da yetinmeyen İngiltere 1882 yılında Mısır’a asker çıkarttı ve burasını kendi topraklarına kattığını duyurdu. Bu gelişmeler üzerine Osmanlı Devleti Almanya ile ciddi ekonomikler adımlar atarak siyasi yönden birlikte adımlar atmaya başladı. İlk iş olarak Osmanlı, Almanya ile Hicaz demiryolu projesini hayata geçirmek oldu. Durumdan rahatsız olan İngiltere o yıllarda Hicaz Emiri olan Şerif Hüseyin’i kışkırtarak bölgede Osmanlı’ya karşı bir ayaklanmanın fitili ateşledi. Hatta İngiltere biraz daha ileri giderek Şerif Hüseyin ile Mc Mahon antlaşmasını imzaladı. Bu antlaşma ile İngiltere Araplar’a bağımsızlık sözü vererek Arapları kendi yanına çekmeyi başardı. Bölgede etkinliğini arttıran İngiltere 1.Dünya savaşı sonunda bölgeye tamamen yerleşti. Irak, Ürdün ve Filistin’i kendi bağlayan İngiltere buralarda mandaya yönetimi oluşturdu. Süveyş kanalını elinden bırakmak istemeyen İngiltere 1.Dünya savaşı bitiminde de Mısır’ı hakimiyetinde tutmaya devam etti.
İngiltere Orta Doğu’da sağladığı nüfuzu uzun yıllarda korudu. Bunun için manda yönetimi kurmayı daha uygun gördü. Böylece manda yönetimi kurduğu ülkeleri sömürgesi gibi kullanıyordu. Bunu ilk gerçekleştirdiği ülkelerden biri Irak oldu. 1.Dünya savaşında en kazançlı çıkan devletlerden biri İngiltere idi. 1920 yılında düzenlenen San Remo konferansı kararlarına göre Musul’un, İngilizlerin olduğu kabul edildi. İngiltere bölgede kendi yandaşlarının ülkeleri yönetmesini sağladı. Irak’ta 1921 senesinde Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal’ı kral olarak devletin başına geçirtti. Iraklılar buna karşı çıktı ve kendi bağımsızlıklarını kazanmak için çaba gösterdi.1922 yılında özerk olan Irak, 1930 yılında bağımsızlığını ilan etse de İngiliz sömürgesi olmaktan uzun süre kurtulamadı. Bunu en önemli kanıtı İngiltere’yi savunan Nuri Said’in ülkenin başına geçmesidir.
Irak’ı uzun yıllar kendi mandası gibi kullanan İngiltere aynı politikanın bir benzerini Ürdün üzerinde uyguladı. Suriye Krallığı’na bağlı olan Ürdün, İngiltere’nin gösterdiği çabanın sonucu olarak 1922 yılında Milletler Cemiyeti tarafından kendi sınırları belli olan bir ülke haline geldi ve İngiltere Ürdün’ün başına Hicaz Kralı Şerif Hüseyin’in küçük oğlu Abdullah’ı getirterek burada da kendi yanlılarının yönetimi ele geçirmesini sağladı. Ürdün 1946 yılında bağımsızlığına kavuşma fırsatı buldu.
Filistin üzerinde hakimiyet kurmak isteyen İngiltere bu bölgelerin 1917 yılındaki Balfour antlaşmasıyla Yahudilere verilmesine göz yumdu. Özellikle 2.Dünya savaşı öncesi Hitler’in Yahudilere karşı sert tutumu bu bölgeye yoğun miktarda Yahudi göçüne neden oldu. 2.Dünya savaşının bitimi ile bölgede yeni bir süreç başladı. 1948 yılında İngiltere, Orta Doğu’da Filistin devletinin bağımsızlığını kabul etti. Fakat aynı gün Birleşmiş Milletler’in verdiği kararla İsrail devleti resmen kurulmuş oldu.
1882 yılında Mısır’ı sömürge olarak elinde bulunduran İngiltere, Mısır’ın bağımsızlığını savunan Vaft Partisi’nin çalışmaları nedeniyle 1.Dünya savaşından sonra bu isteklere daha fazla direnemedi ve 1922 yılında Mısır’ın bağımsız bir devlet olduğunu kabul etti. Fakat İngiltere, sömürgeleriyle bağını koparmamak amacıyla dünya deniz ticareti için son derece önemli bir yer olan Süveyş kanalı üzerindeki haklarının korunması garantisini aldı. 1936 yılına gelindiğinde ise İngiltere hem Sudan hem de Mısır üzerindeki tüm ayrıcalıklarından vazgeçti sadece Süveyş üzerindeki ayrıcalıklarının devamını istedi. Mısır üzerindeki İngiliz etkisinin azalmasında 2.Dünya savayı yıllarındaki Almanya ve İtalya’nın Arap bağımsızlığını savunan politikaları etkili oldu. 1952 yılına gelindiğinde İngiltere‘nin Mısır politikası bozguna uğradı. Mısır devlet başkanı Cemal Abdül Nasır aldığı bir kararla İngiltere’nin Süveyş kanalı üzerindeki haklarına son verdi. Artık Süveyş kanalı tamamen milli olacak ve Mısır, kanal üzerinde tek karar verici olacaktı.
Arap yarımadasında da etkinliğini sağlamak isteyen İngiltere Osmanlı’nın elinde bulunan bölgede bağımsızlık yanlıları ve kabileler arasındaki üstünlük mücadelesinden iyece faydalandı. 1800’lü yılların sonunda Aray yarımadasında Vahabilik hareketi sonucu isyanlar görüldü. Mısır’da o yıllarda güçlü bir yönetim kuran Mehmet Ali Paşa önceleri bu isyanı bastırdı ve bölgenin Osmanlı egemenliğinde bir süre daha kalmasında etkili oldu. Ancak Necd Sultanı Abdülaziz İbni Suud’un 1915 yılında bağımsızlıklarını ilan etmesi İngiltere’nin işine yarayan bir gelişme oldu. Suudilerin Basra’ya ilerlemesini istemeyen İngiltere, Abdülaziz İbni Suud’un ilan ettiği bağımsızlığı hemen tanıdı. Ancak Abdülaziz İbni Suud bölgede İngilizler yanlısı olan Hicaz Emiri Şerif Hüseyin’in varlığını istemiyordu. Hatta bir dönem aralarında bir savaş bile meydana geldi ve savaşı Abdülaziz İbni Suud kazandı. Bunun üzerine 1927 yılında Suud Krallığı’nın varlığı İngiltere tarafından resmen kabul edildi ve 1932 yılında ülkenin adı Suudi Arabistan Krallığı olarak değiştirildi. Amerikan petrol şirketlerinin Suudi Arabistan’la yaptığı ticari antlaşmalardan sonra İngiltere’nin bu ülke üzerindeki etkisi son buldu.
İngiltere 1.Dünya savaşı öncesi ve sonrasında bir süre Yemen üzerinde de hakimiyet kurdu ancak bölgede İtalya’nın varlığı İngiltere’nin rahat hareket etmesini engelledi ve İngiltere 1934 yılında Yemen’in bağımsızlığını kabul etmek zorunda kaldı.

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.