Kleopatra Kapısı Nerede?

Kleopatra Kapısı Nerede?

Yaklaşık 10 bin yıllık tarihiyle Tarsus, kuşkusuz bir medeniyetler beşiği. Bölgenin zengin mutfak kültürü de bu kadim tarihten güç alıyor.

Tarsus, Hititlerden başlayarak Asur, Fenike, Pers ve Roma uygarlıkları döneminde ticari ve kültürel yaşamı canlı bir şehirdir. Kimler gelip geçmemiş ki bu toraklardan? Şehri, en parlak gülerinde Mısır’ın ünlü kraliçesi Kleopatra ile Romalı General Marcus Antonius olmak üzere, önemli tarihi kişilikler ziyaret etmiştir. Kleopatra ve Antonius, Tarsus’a geldikleri zaman, o günlerde liman olarak kullanılan Gözlükule’de halk ve şehrin ileri gelenleri tarafından ihtişamlı bir tören düzenlenerek karşılanmış ve Kleopatra Kapısı’ndan geçerek Tarsus’a girmişlerdir.

Kleopatra Kapısı

Bugün, Kleopatra Kapısı, Tarsus’un en eski kalıntıları arasında yer alıyor. Gözlükule ise Tarsus’un ortasında yer alan birkaç yüz metre uzunluğunda ve on bin yıldır üzerinde aralıksız yerleşim olduğu için üst üste yapılaşmayla yükselmiş bir höyük. Bölgedeki kazı çalışmaları ilk kez 1930’lu yıllarda ABD’li arkeolog Hettys Goldman tarafından yapılmış ve yüzeyden 36 metre aşağıya inen medeniyet izlerine rastlanmış. Kazı çalışmaları bugün, Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü’nden Prof. Aslı Özyar’ın sorumluluğunda devam ediyor.

Kilikya uygarlığına başkentlik yapan Tarsus, yetiştirdiği ünlü filozofları ve akademik dünyasıyla da köklü bir medeniyet tarihine sahip. Cicero da, Tarsus’tan yolu geçenler arasında; ünlü Romalı düşünürün MÖ 51-50 yıllarında Tarsus’ta yöneticilik yaptığı ve bu dönemde ünlü retoriklerini kaleme aldığı biliniyor. Tarsus, dini inançlar yönünden de önemli bir kent. Sözgelimi, Kur’an’ın Kehf Suresi’nde geçen Ashab-ı Kehf’in (Yedi Uyurlar) kaldığı mağara Tarsus’ta bulunuyor. İncil’in (Yeni Ahit) yazarlarından Saint Paul’ün Tarsus’ta yaşadığı evin kalıntıları, bugün “Saint Paul Kuyusu” olarak önemli bir ziyaret mekânına dönüşmüş halde. Hıristiyanlarca önemli bir merkez olarak kabul edilen Tarsus’taki St. Paul Kilisesi de sağlam bir biçimde bugünlere ulaşmış bulunuyor. Kilise, Hıristiyanlarca, Kudüs’teki Kıyamet Kilisesi’nden sonraki “en kutsal kilise” addediliyor.

Farklı Kültürlerin Lezzetleri Bir Arada Tarsus, birçok dini ve etnik ögenin bir araya gelip Anadolu kültürüyle harmanlandığı bir mutfağa sahip. Mesela zeytinyağlı ve sebze yemekleri, Girit mutfağından gelirken, bulgurlu ve tahinli yemeklerle birlikte bazı tatlılar, Arap mutfağından izler taşıyor.

Hamur işleriyle birlikte yortu zamanı yapılan tatlıların bir kısmında ise Hıristiyan, özellikle de Rum mutfağının etkisi var.

Tarsus’u adımlarken, mutfağının Akdeniz, Anadolu ve Orta Doğu mutfaklarının leziz bir sentezi olduğunu akıldan çıkarmamak gerekiyor. Tarsus mutfağında geleneksel el kıymasından yapılan Tarsus kebabının ve fındık lahmacunlarının ayrı bir yeri var. Ayrıca, içli köfte, sini köftesi, sarımsaklı köfte, mumbar dolması, kuru patlıcan dolması, lahana sarması da denemeniz gereken lezzetler arasında yer alıyor. Sıcak ve bol tereyağlı sunumuyla humus yemeği, bambaşka bir lezzete sahip. Ciğer tantuni, ıspanaklı yemekler, dulavrat çorbası, fırın işi börek ve tarator da Tarsus mutfağının özel lezzetleri. Tatlılarda ise Tarsus çöreği, mamulü ve kurabiyesi ile kerebiç, karakuş ve cezeryeyi saymadan geçemeyiz. Tarsus, tarihi, dini ve kültürel zenginliğinin yanı sıra damak çatlatan mutfağıyla da çekiciliğini sürdüren eşsiz bir belde.

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.