Kiliseden Camiye Ayasofya Tarihi

Kiliseden Camiye Ayasofya Tarihi
Ayasofya, Doğu Roma İmparatorluğu döneminde kilise olarak inşaa edilmiş Fatih Sultan Mehmet‘in İstanbul’u fethinden sonra camiye çevrilmiş yüzyıllardır ayakta kalmış değeri paha biçilemez bir yapıdır. Hem Hristiyanlar hem de müslümanlar tarafından önemi büyük olan bu yapı ülkemizde uzun süre müze olarak kullanılmış 2020 yılı Temmuz ayında tekrar cami olarak hizmet vermeye başlamıştır. Peki Ayasofya ne zaman inşa edildi ve tarihi geçmişi nedir?
Bazı kaynaklara göre milattan sonra 326 yılında Doğu Roma (Bizans) İmparatoru Büyük Konstantinus tarafından yaptırılan Ayasofya kimi kaynaklara göre imparatorun oğlu Konstantinus tarafından 360 yılında yaptırılmıştır. Ayasofya İlk yapının duvarlarının taştan, çatısının ise ahşap malzemeden yapıldığı sanılmaktadır. Bizans‘ın en büyük kilisesi olduğu için ilk önceleri Büyük Kilise olarak adlandırılırdı. Ancak kiliseye 5. yüzyıldan itibaren kutsal bilgelik anlamına gelen Hagia Sofia denilmeye başlandı. Zamanla Türkler tarafından Ayasofya olarak adlandırıldı.
404 yılında imparatoriçe ve piskopos arasındaki sürtüşme nedeniyle piskopos sürgün edildi, halk bu duruma çok kızdı ve kiliseyi yaktı. Bunun üzerine Ayasofya aslına uygun olarak 415 yılında mimar Roufinos öncülüğünde tekrar yapıldı. Yapılan kazı neticesinde eski yapının kalıntıları bugünkü yapının batı tarafında ortaya çıkarılmıştır.
415’te yapılan yeni kilisenin de kaderi bir öncekiyle aynı oldu ve 532 yılında şehirde çıkan Nika isyanında Ayasofya yandı. İsyanın bastırılmasından sonra imparator İustinianos kilisenin daha büyük ve ihtişamlı bir şekilde yeniden yapılmasını emretti. Yeni kilisenin çizimini matematikçi Anthemios ve Isidoros yaptı. İmparator gelecek zaman içinde kilisenin depremden ve yangından zarar görmesini istemiyordu. Bu nedenle ahşap malzemenin fazla kullanılmamasını istedim. Tonoz ve kubbelerle örtülecek kilisenin çok sağlam olmasına çalışıldı. Taş sütunlar, mermerler ve tuğlalar kullanılan ana malzemeler oldu. Yeni kilise beş yıllık bir çalışmanın ardından 537 yılının ilk ayında büyük bir kutlama ve törenle hizmete açıldı. 558 yılında meydana gelen bir deprem kilisenin büyük kubbesinin doğu kısmında tahribata yol açtı. İmparator Ayasofya’yı yapan mimar Isidoros’in yeğeni genç Isidoros’e kubbenin onarılma görevini verdi. Genç Isidoros eski kubbenin basık olmasının daha sonraki dönemde yine çökmeye yol açabileceği gerekçesiyle büyük kubbeyi tamamen yıkıp yeni kubbeyi eskisine göre 6,25 metre daha yüksek yapmaya karar verdi. Bu çalışma 562’de tamamlandı. Ancak 1. Basileios zamanındaki deprem batı kubbede yıkıma neden oldu. Bu nedenle 869 yılında kilise yine bir onarım gördü ve bu çalışmanın ardından Venedik dükünün hediye ettiği çan batı kulesine asıldı. 986 yılında Ayasofya’nın başı yine bir depremle derde girdi. Duvar çatlakları nedeniyle yapı hizmete kapatıldı. Mimar Tridodos tarafından tekrar onarılan kilise 994 yılında tekrar hizmete açıldı.
1204 yılında dördüncü haçlı seferi nedeniyle şehre gelen haçlılar sanki bu kilise kendilerine ait değilmiş gibi kiliseyi yağmaladılar ve kiliseye zarar verdiler. 1261’de şehrin haçlılardan geri alınmasından sonra imparator 8. Mihael kilisenin onarılması işini aynı zamanda mimar olan rahip Ruçhas’a verdi. Batı yüzündeki destek duvarları bu onarım sırasında eklendi. 1317 yılında 2.Andronikos döneminde kuzey ve güney duvarları yıkılmasın diye destek yapıldı. 1354 yılında kubbenin doğu kısmında bir bölüm yıkılınca halktan onarım için para toplanarak tadilat tamamlandı. 15. Yüzyılın ilk yarısında Ayasofya’nın oldukça bakımsız olduğu görülmektedir. İstanbul’a gelen Castilla kralının elçisi Ayasofya’nın kapılarının düşmüş, yerlere sürünür bir biçimde gördü.
1453 yılında Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettiği zaman ilk cuma namazını Ayasofya’da kıldı. Onun isteği ile burası camiye çevrildi. Camiye çevrilen Ayasofya’da bazı değişiklikler ve eklemeler yapıldı. Doğu yönüne dönük olan abside Kabe’ye bakan bir mihrap yerleştirildi. Batı yönündeki küçük kubbelerden birine bir minare eklendi. Yine güneybatı tarafına tuğla minare denilen bir minare daha eklendi ve doğu duvarları güçlendirilerek caminin bakımı tamamlandı. Ayasofya içinde bulunan ve mozaikle yapılan insan figürlerine herhangi bir işlem yapılmadı. Ancak bu mozaikler Kanuni döneminde badana ile kapatıldı.
2. Bayezit döneminde 1506 yılında kuzeybatı yönüne ince minare adı verilen bir minare daha eklendi. Batıdaki kalın minare ise 2. Selim döneminde Mimar Sinan tarafından yapıldı. Hatta bu dönemde Ayasofya’ya çok yakın olan evler yıkılarak caminin etrafı açıldı. 3. Murat devrinde Ayasofya çalışmalarını sürdüren Mimar Sinan çökme tehlikesi olduğu için destek duvarları yaptı Helenistik döneme ait iki adet küp imparator kapısının sağ ve sol yanına konuldu, ayrıca müezzin mahfilleri eklendi. Kanuni’nin Budin’den getirttiği iki büyük şamdan mihrabın iki yanına konuldu. 4. Murat zamanında da bazı eklemeler yapıldı. Bunlardan biri Bıçakçızade Mustafa Çelebi’nin yazdığı ayetler diğeri büyük kubbe ve mermer minberin altındaki soldaki mermer vaiz kürsüsüdür.
3. Ahmet döneminde Ayasofya’ya sekiz köşeli top kandil konuldu ancak bu büyük kandil 1847 ila 1849 arasındaki tadilatta kaldırıldı ve bugünkü top kandil konuldu.
1. Mahmut döneminde Ayasofya’ya İznik çinileriyle süslü bir kütüphane, bir şadırvan, Muvakıthane ile Sıbyan Mektebi eklendi.
Osmanlı Devleti döneminde Ayasofya en büyük tadilatını 1847-1849 arasında Sultan Abdülmecid döneminde gördü. İsviçreli Gaspar Fossati iki yıl sürecek çalışmaların mimarıydı. Kubbe demir çemberle güçlendirildi, kurşunlar değiştirildi. Birinci kattaki onüç sütun eğrildiği için düzeltilmesi ve sıvanması gerekiyordu ayrıca bozulan bazı mozaiklerin elden geçmesi gerekiyordu. Bütün bu işlemler tamamlandı. İnsan ve haç işareti barındıran mozaiklerin üstü örtüldü, mihrap, minber ve mahfiller onarıldı. Mustafa İzzet Efendi tarafından yazılan hat işleme ve ayetler asıldı. Dış sıvadaki hasarlı yerler elden geçti ayrıca Ayasofya’ya çok yakın yapılan yapılar yangın riskini azaltmak amacıyla yıkıldı.
1894 depremi Ayasofya’ya büyük zarar verdi. Bu depremde bazı mozaikler hasar gördü. Ancak kısa sürede Ayasofya’nın onarımı tamamlandı.
Cumhuriyetin ilanından sonra mimarlar heyeti bir inceleme yaptı ve Ayasofya’nın kayalık sağlam bir zemin üzerine yapıldığını rapor etti. Güneydoğu’daki ana ayak ile su sızmalarına karşı kubbe güçlendirildi. Ayrıca demir çemberle kubbe sağlamlaştırıldı. 24 Ekim 1934 tarihinde Bakanlar Kurulu kararı ile Ayasofya’nın müze olarak kullanılmasına karar verildi. 10 Temmuz 2020’de Ayasofya’nın müze olma kararını Danıştay iptal etti. Bu kararın ardından 24 Temmuz 2020‘den itibaren Ayasofyanın tekrar cami olarak kullanılmasına karar verildi.

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.