Isparta’yı Gezelim

Isparta’yı Gezelim
Bugün size Akdeniz bölgesinin iç kesimlerinde, Antalya’nın hemen kuzeyinde yer alan Isparta ilinden bahsedeceğim. Isparta ili gerek doğası gerekse tarihi dokusuyla gezilip görülmeye değer bir şehrimiz. Isparta’nın il merkezi, ilçe ve köylerinde çok sayıda gezilecek yer var.
İlk olarak Isparta’dan size sıra dışı bir köy anlatarak başlamak istiyorum. Lavanta Kokulu Köy olarak bilinen Kuyucak Köyü özellikle Temmuz ayında Isparta’ya gidenlerin ziyaret etmesi gereken bir köy. Bu köy adını lavanta çiçeklerinden alıyor ve adının hakkını veriyor. Isparta Temmuz ayında açan lavanta çiçeklerinin kokusu her tarafı sarıyor, hele bir de mor renkli çiçeklerin doğayı saran görüntüleri sanki usta bir ressamın tablosundan çıkan manzaralar yaratıyor. Isparta şehri akıllara gül ile kazınmış bir şehir. Ancak gül kokularını duymak, kırmızı ve pembeye boyanan doğayı görmek isteyenler mayıs ayında gül hasadının yapıldığı dönemde bu şehre gelmeliler.
Kuyucak köyünden sonra Yazılı Kanyon Tabiat Parkı’na gidelim. Toros dağları içinde yer alan Yazılı Kanyon doğa severleri bekliyor. Çam ağaçları ve temiz havası özellikle yaz aylarında doğa yürüyüşü yapmak isteyenler için ideal bir parkur. Kanyon içinde yer alan ilk çağlardan günümüze ulaşan Yunanlı filozof Epikirus’tan kalma kayaya yazılı şiir bu kanyonun isminin Yazılı Kanyon olmasının nedeni. Kanyon içinde yürüyüş yaparak kanyon içinde akan suyun kaynağına kadar ulaşabilirsiniz. Eğer kanyondaki suyun kaynağına ulaşırsanız oradan da Aziz Paul Yolu’na geçiş yapabilirsiniz. Girişin ücretli olduğu Yazılı Kanyon milli parkında piknik yapmak için masalar ve bir de yazları daha faal olan bir çay bahçesi bulunuyor.
Yazılı Kanyon’dan Aziz Paul Yoluna geçerek gezimize devam ediyoruz. Burası özellikle hristiyanlar için kutsal bir yer. Hristiyanlık dinini batıya yayan Aziz Paul izlediği yolların bir bölümü buradan geçiyor. Isparta’nın Yalvaç ilçesine kadar uzan Aziz Paul Yolu’nun başlangıcı Antalya’nın 10 km doğusunda bulunan Perge civarıdır. Yolu tamamını yürümek istiyorsanız havaların çok sıcak olduğu yaz aylarını tercih etmeyin. Kamp yaparak, çadır kurarak 2200 metre yüksekliğindeki dağlara tırmanmak trekking hastaları için müthiş bir deneyim olabilir.
Bu yerleri gezdikten sonra küçük bir mola vererek Isparta’ya özgü lezzetleri tatmaya sıra geldi. Isparta Kebap bu yörenin en meşhur yemekleri arasında yer alıyor. Burada özellikle şurada yemenizi tavsiye ederim demeyeceğim, Isparta’ya gidince siz de bizim gibi esnaflara sorarak, onların tavsiyesine göre kendinize bir yer seçin. Kısa bir kebap molasından sonra Isparta merkezde gezmeye başlıyoruz.
İlk olarak Eski Üzüm Pazarı olarak bilinen mekana gidiyoruz. Burası Osmanlı döneminde özellikle üzüm ticaretinin yapıldığı bir çarşı olduğu için adı böyle kalmış. Çarşının yapılma amacı Firdevs Paşa Camisine gelir sağlamakmış. Günümüzde çarşıda pek üzüm bulmak mümkün değil. Ancak ne ararsanız buluyorsunuz, alış veriş yapmak isteyenler için tavsiye edilebilir. Çarşıyı gezdikten sonra çıkışta karşınıza Firdevs Paşa Camisi çıkıyor. Bu camiye Mimar Sina Camisi de deniliyor, caminin yapılış tarihi 1561 yılına dayanıyor. Dönemin valisi Firdevs Paşa camiyi yaptırmış ve bu eski yapı günümüze kadar ulaşmış. Firdevs Paşa şehre camiden başka bir de bedesten yaptırmış. Firdevs Bey Bedesteni Üzüm Pazarı’nı civarında bulunuyor. Bedesten’de pek çok hediyelik eşya satan dükkan var.
Isparta denilince aklımıza dünyaca ünlü Isparta halıları geliyor. El dokuması halı kültürünü yaşatmak amacıyla şehirde Etnoğrafya Halı ve Kilim Müzesi açılmış. Müzede Anadolu’nun her yerinden getirilen yüzlerce el dokuması halıyı ve Anadolu’da kullanılan halı motiflerini görebilirsiniz.
Müzeden çıkınca 18. Yüzyılda yapılan ve günümüze biraz harabe şekilde ulaşan Aya Baniya (Aya Payana) Kilisesi’ne gidiyoruz. Aya Baniya Kilisesi’nin üç nefi buluyor. Bu arada nef, kiliselerdeki salon ya da ibadet edilen yer anlamına geliyor.
Bizlere bir arkadaşım eğer Isparta’ya gidiyorsanız Eğirdir gölüne gitmeden dönmeyin demişti. Neden böyle dediğini gölü görünce anladım. Isparta sınırları içinde kalan Eğirdir Gölü bu çevreye gelenlerin en çok ziyaret ettiği yerler içinde buluyor. Doğal güzelliğiyle ve göl içinde bulunan Yeşil Ada’sıyla kartpostallık görüntüler fotoğraflayabilirsiniz. Yöne halkı için Eğirdir göl sanki bir deniz gibi, göl kenarında bulunan plajlar sahil kentlerini aratmıyor. Gölde yüzmek, tekne turu yapmak mümkün. Gölün tanıtım fotoğraflarında sıkça görebileceğiniz Yeşil Ada ince dar bir yolla karaya bağlanıyor. Bu yönüyle aslında tam bir ada değil. Yeşil Ada üzerinde köy diyebileceğimiz küçük bir yerleşim var. Buradaki restoranlarda isterseniz balık yiyebilirsiniz. Ada üzerinde eski bir kale ve hatta konaklamak için otel bile var. Bu arada adayı ve gölü yukarıda bulunan kafelerden görmek daha keyifli, tam bir göl manzarası görmek isteyenler üst kısımlarda bulunan mekanlarda oturarak manzaranın keyfini çıkarabilir. Son olarak eğer Yeşil Ada’ya gidecekseniz hemen öncesinde kara kısmında bulunan 1237 yılından kalma II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in yaptırdığı Dündar Bey Medresesi’ni ve Hızır Bey Camisini gezebilirsiniz.

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.