İFTARLIK HİKAYELER

İFTARLIK HİKAYELER
Oruç ve ibadet ayı olan bir ramazan ayını daha yaşıyoruz. Oruçların tutulduğu, eş dost ve akrabanın birlikte iftar sofralarında buluştuğu, ibadetlerin her zamankinden daha da yoğunlaştığı, gönüllerin imanla dolduğu bu mübarek ayda hemen her insanın iftar sofralarında ezanın okunup topun patladığı anı sabırsızlıkla beklediğini biliriz. İşte böyle anlarda küçük büyük herkesle paylaşabileceğiniz tam iftara sofralarına göre Osmanlı devletinde yaşanan ramazan anılarıyla dolu küçük hikayeler anlatacağım.
Anlatacağım ilk hikaye 3.Selim döneminden. Bir ramazan ayıydı ve Avusturya ordusu Osmanlı’ya saldırarak Yerköy Kalesi’ni ele geçirmişti. Osmanlı ramazan hikaye Kalede bulunan askerlerin hemen hepsi oruç tutuyordu, Osmanlı devleti ve İslam devletleri geleneklerine göre ramazan ayı barış ve huzur ayıydı bu yüzden savaş yapılmıyordu. Ancak kalede bulunan hayvanların ot ihtiyacını karşılama gerekiyordu. Düşman hayvanlar için gerekli otların bulunduğu otlakları ele geçirdiği için askerler hayvanlarını beslemekte zorluk çekiyorlardı. Bu soruna çözüm bulmak isteyen bir yeniçeri öne atıldı ve buna bir çözüm bulacağını söyledi. Cesur ve merhametli yeniçeri Avusturyalı askerlere giderek otlaklar ot almak için müsaade istedi. Çünkü hayvanların açlıktan ölmesi mertliğe sımazdı. Onlar da yeniçerinin ot almasına izin verdiler. Yeniçeri, hayvanlar için epey bir ot yolup arabalara yükledi. Yeniçeri tam arabaları hareket ettirip geri dönecekken bir anda Avusturyalı askerler yeniçerinin etrafını sardılar. Yeniçeriyi taciz eden pek çok hakaret ve küfür söylediler ancak tüm kötü sözlere rağmen yeniçeri ağzını bile açmadı. Yeniçerinin sabrı karşısında daha da hiddetlenen Avusturyalı askerler ona saldırarak öldürdüler. Ardından yeniçerinin cansız bedenini kalenin önüne götürüp kaledeki askerlere, padişaha ve peygamberimize hakaretler yağdırdılar. Ramazan ayının ruhunu ve güzelliğini yaşayan, savaşmak istemeyen Osmanlı askerleri daha fazla dayanamadı. Hem padişaha hem de peygambere ve İslam dinine dil uzatanların cezası verilmeliydi, sabır taşı çatlamıştı. Yerköy kalesindeki askere savaşa hazırlık emri verildi. Yeniçeriler öylesine hiddetlenmişti ki kısa sürede hazırlıklar tamamlandı. Osmanlı’ya dün karşı gelemeyen, boyun eğen Avusturyalılar bugün ne olduysa aslan kesilmişti. Onlara haddini bildirmek yeniçerilerin boynunun borcuydu.
Türk askeri öylesine bir saldırı düzenledi ki Avusturyalı askerler neye uğradığını şaşırdı. Osmanlı’nın saldırısı öylesine şiddetliydi ki kısa sürede düşmanı bozguna uğrattı. Osmanlı’nın en kutsal değerleri olan vatan, padişah ve İslam dinine söz söyleyenlerin cezası ancak böyle kesilebilirdi. 8 Haziran 1790 günü meydana gelen savaşta beş binden fazla düşman askeri yok edildi, sağ kalanlar da kaçarak canını kurtarma derdine düştü. Ramazan ayı Osmanlı devleti için zafer ayı olmuştu.
Osmanlı dönemine ait diğer hikayemiz 2.Mahmud döneminde geçiyor. Dürrizade Seyyid Abdullah Efendi dönemin şeyhülislamıydı. Hatta bu görevden bir kez ayrılmasına rağmen 2.Mahmud döneminde ikinci kez şeyhülislamlık görevine getirilmişti. Divan üyelerinden ve üst düzey devlet görevlilerinden biri olması nedeniyle geliri oldukça iyiydi ve İstanbul’da önde gelen zenginler arasında sayılıyordu. Üsküdar’ın gözde mevkilerinden olan Doğancılar’da kendisine saray yavrusu gibi güzel bir konak yaptırdı. Paşa kapısı adı verilen bu konağa, yaz aylarına denk gelen bir ramazan akşamı Sultan Mahmud habersizce iftara gider. Koca Osmanlı padişahı sanki bir baskın yapar gibi iftara gelmiştir, sadece kendi gelse yine iyi, yanında pek çok devlet adamı da bulunmaktadır, Tabiki şeyhülislam ve konaktakiler buna hazırlıklı değillerdir. İftara çok az bir zaman kala böylesine kalabalık bir misafir konakta büyük bir telaşa ve koşuşturmaya neden olur. Dürrizade bu sürprize sevinse de hazırlıksız yakalanması onu da heyecanlandırmıştı. Konağın kahyası telaşla şeyhülislamın yanına geldi ellerini yana açıp kaldırarak ne yapacaklarını sordu. Dürrizade gayet sakin bir şekilde ev halkı ve çalışanlar için hazırlanan yemeklerin devlet erkanına, kendisi için hazırlanan yemeğin de padişaha sunulmasını istedi. Derken iftar sofrası kuruldu ve iftar vakti geldi. Padişah ve misafirler kendisine sunulan yemekleri afiyetle yedi, konakta kendisine gösterilen ikramlardan son derece memnun kaldı. Hatta padişah kahyayı ve yemeği yapanları çağırtarak onları kutladı. Ancak padişah 2.Mahmud bir yemeği beğenmediğini söyledi. Kahya hemen merakla hangisi olduğunu bordu. Padişah hoşafın biraz ılık olduğunu, tam soğumadığını bu yüzden beğenmediğini söyledi. Bunun üzerine kahya başını öne eğdi, ellerini göbeği üzerinde bağlayıp padişaha hürmeti eksik etmeyerek, “Efendimiz biraz karıştırsaydınız hemen soğurdu” cevabını verdi. Bunu duyan padişah hoşafın kasesine bir daha baktı ve hoşaf kabının içi oyulan bir buz kalıbı olduğunu görünce hoşafta gördüğü kusurun yersiz olduğunu anladı. Kahyanın dediği gibi kasedeki hoşafı biraz karıştırsa buz eriyecek ve hoşaf hemen soğuyacaktı. Bunun üzerine padişah yaptığı yanlışı anladı, alçak gönüllülük ve tevazu göstererek kahyaya teşekkür etti.
Osmanlı devletinde ramazan hazırlıkları özenle yapılırdı, kiler doldurulur, ikramlar bolca yapılırdı. Ramazan tüm güzelliğiyle yaşanırdı. Herkese hayırlı ramazanlar.

1 Yorum

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.