Günümüzü Nasıl Güzelleştiririz?

Günümüzü Nasıl Güzelleştiririz?
Her sabah yatarken kalkarken emeniz siz de benim gibi hemen gün içinde yapacağınız işleri düşünerek tekrar kendinizi yatağa geri bırakmak istiyorsunuz. Günün stresli iş yaşamı içinde sorunlardan daha güne başlamadan kurtulmak istiyoruz. Bu aslında kurtulmak değil, bir kaçış. Bazı günler insanın ayakları bile bir ileri iki geri gidiyor, günler sıkıcı, monoton ve aynı döngü halinde devam edip geçiyor. güzel gün Elimizde sihirli bir değnek olsa da hayatımı değiştirsem, demeyen insan, herhalde yoktur. Peki yaşadığımız günü güzelleştirmek için neler yapabiliriz. Öncelikle yaşadığımız çağda bir işimiz olduğuna şükretmeliyiz. İşsizliğin oldukça arttığı çalışma yaşamında, işin sıkıntılarını bir kenara bırakıp bir işte çalıştığımız için mutlu olmalıyız. Ayrıca sağlımızın yerinde olması bizi mutlu edecek diğer bir durum. Şu üç günlük dünyada rahatça nefes almanın keyfi, maalesef sağlımız bozulunca anlaşılıyor.
İş yoğunluğunun fazla olması herkesin dert ettiği bir durumdur. Dükkanda işler yoğun, habire koşturuyoruz, işler bir türlü bitmiyor, telefonlara bile bazen cevap veremiyorum gibi serzenişler aslında bizim mutlu olmak için sebebimizdir. Ya arayan soran olmasaydı ya da müşterilerimiz istediğimiz kadar olmasaydı ve kazancımız çok az olsaydı. Aranmak ve bizden bir iş istenmesi, karşılığını aldıktan sonra bizi mutlu edecek olaylar olmalı. Dünya hiç çalışmadan para kazanmak isteyen insanlarla dolu. Acaba insanlar gerçekten hiç yapmasaydı gerçekten bu hayat mutlu yaşanabilir miydi? Bence kesinlikle hayır, insanlar yapacakları bir iş olmadan mutlu yaşayamazlardı. Bir iş yapmak, bir işe yaramak ve işi başarmak insanın doğasında var. Toplumsal hayatın vazgeçilmez unsurlarından biri olan birey olma, kendini kabul ettirme ancak bu sayede olur. İşi olmayan insanlara toplumun bakış açışı balta, sap ilişkisinden öteye gitmez. Bir işimizin olması neden bu kadar önemli derseniz bu soruya verilecek en kısa ve anlamlı cevap atalarımızın bir baltaya sap olmak deyimiyle açıklanabilir. Osmanlı devletinin dört bir cihana hükmeden, verdiği emirlerle dünyaları önüne getiren padişahlarının bile hepsinin bir mesleği olduğunu biliyor muydunuz? Bir meslek, iş sahibi olmak toplum içindeki saygınlığımızı ve kendi özgüvenimizi arttırır. O yüzden, güne başlarken yapacağımız işler bizi mutlu etmeli, iyi ki bir işe sahibim demeliyiz. Evet belki maddi anlamda iyi kazanmıyor olabiliriz ama hayatta bizi, kazandığımız paradan çok, sevginin, dostluğun, değerin, saygının, gördüğümüz şefkatin, gülümsemenin, gerçek mutluluğa ulaştıracağını bilmeliyiz.
Kaldığın yer saray olsa ama içinde mutluluk olmasa neye yarar. Mutluluk kaldığın yerde değildir, o yerde ne yaşadığınla ilgilidir. Tek gözlü bir odada kalan bir insan karnını doyuruyorsa, yanında sevdiği bir eşi ve çocuğu varsa değmeyin keyfine. Bu yüzden, insanı ayakta tutan, onu mutlu eden gerçek gücün sevgi olduğunu asla unutmayın. Mutluluğun kaynağı içimizde, dışarıya verdiğimiz enerji diğer insanların bize karşı gösterdiği tutum ve davranışlar olarak geri döner, bu nedenle dışa yansıttığımız pozitif enerjiyi yüksek tutmak, dönüp dolaşıp bizi daha çok mutlu eder.
İsyan ederek hayatı geçirmek anlamsız ve çözümsüz bir süreçtir. Kazıklanan, aldatılan, terk edilen ya da iflas eden bir insan yaptığı geçmişte yaptığı hatalara bakarak isyan etmenin kendine kızmaktan başka bir anlamı olmadığını bilmelidir. Böyle isyanların temeli aslında çoğu zaman ne ekersen onu biçersin sözüne dayanır. Yaptığımız hatalardaki en büyük pay sahibi yine biziz, işimizde dikkatli davranıp, iş yaptığımız insanları doğru seçseydik, arkadaşlarımızı ve çevremizdeki insanları daha dikkatli tanısaydık, isyan ettiğimiz sorunlar büyük ihtimalle olmayacaktı. Bu yüzden yaptığımız hatalar da bizim. Hayatı, yaşamayı bırakıp sıkıntılarımızın içinde boğulmak tercihimiz olmamalı, seçimlerimizi, yaptığımız yanlışları da sahiplenmeliyiz. Yolumuza devam etmeli, bilinçli hareket etmeli ve direksiyonda bizim olduğumuzu herkese göstermeliyiz. Geleceği değiştirmeye bugünden başlamalıyız. Yapmamız gerekenler sadece planlı, disiplinli ve hedeflerini belirleyerek hareket etmek. Kendimize güvenmeli, yolumuzu kaybetmeden, bir o yana bir bu yana savrulmadan, hedefe emin adımlarla, sabrederek ilerlemenin planlarını yapmalıyız. Hayat, insanlarla yarışmak değildir, kazanan ya da kaybeden yok, herkesin sonu belli olan bir dünyada yaşıyoruz. Ben o treni kaçırdım demek yerine kendimize yeni fırsatlar yaratmalı ve bu doğrultuda ilerlemenin azminde olmalıyız.
Hayatını, yaşadığın günleri güzelleştirmek istiyorsan insanları sev, gayretli ol, gezip, görüp araştırmasını bil, kendine güven, yaşadığımız acıların ya da bizi iyi hissettiren hazların gelip geçici olduğunu bil ve hep daha çok oku.

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.