Gerçekler Göründüğü Gibi Değildir

Gerçekler Göründüğü Gibi Değildir
Hayat, bir sihirbazın şapkasından tavşan çıkarması gibidir. Bazen gerçekler göründüğü gibi değildir, görünenler insanı aldatır. Bir ilizyon gibidir, gerçekleri görmek o kadar da kolay olmayabilir. Aldığınız bir çikolatanın parlak jelatini sizi aldatmasın ya da reklamların büyüleyici dünyası sizleri saçma sapan ürünleri aldırmaya yöneltmesin. görsel ilizyon Belki biraz felsefi bir söz olacak ama sonunda ölüm olan hayat, ne kadar gerçek olabilir ki! Maddi zenginliklere ulaşıp güçlü olduğunu düşünen, aynaya bakınca dünyanın en zengin insanı olduğunu düşünen insan bile aslında ne kadar zayıf ve acizdir. Hayatımız bir film karesi gibi akıp gidiyor. Filmler dedim de aklıma geldi, filmlerde hızla giden arabaların tekerleklerine dikkat edin, araba ileri giderken sanki tekerlekleri geriye dönüyormuş gibi görürüz. Kendi gözümüz bile bizi bazen aldatır. İnsan gözü saniyede 80 frame(kare) ayrıt gedip algılayabilir. Bunu geçen hızdaki bir görüntü olduğunda beyin son gördüğü görüntüyü bir önce kaydettiği görüntüyle, yani geriye doğru birleştirir, biz de tekerlekler geriye dönüyormuş gibi görürüz. İşte şimdi biri bana söylesin, gördüğümüze mi inanalım yoksa bildiğimize mi?
Şimdi sizlere hayatta bazı şeylerin göründüğü gibi olmadığını anlatan gerçek bir hikaye anlatmak istiyorum. Olay Kayseri yakınlarında geçiyor. Kayseri’de fabrika sahibi zengin bir iş adamı soğuk bir kış günü işten çıkıp, Bünyan sınırına yakın, Malatya karayolu üzerinde bulunan bir dinlenme tesisine gider ve arkadaşlarıyla buluşur. Gece onlar için son derece eğlencelidir, yemekler yenir hatta içkiler içilir, şen şakrak gece akıp gider. Geç saatlere doğru bu iş adamı biraz da sarhoş bir vaziyette arkadaşlarından ayrılır ve yürüyerek eve dönmek ister. Zaten Bünyan’a yakın bir mesafededirler o yüzden eve yürüyerek dönmeyi pek sorun etmez. İş adamı restoranttan çıkınca bir kar fırtınası başlar. Etraf kapkaranlık ve kardan göz gözü görmez bir durumdadır. İş adamının amacı restorantın az ilerisindeki ana yola yürümek ve oradan geçen bir arabaya binip şehre ulaşmaktır. Ancak kar ve tipi yürümeyi zorlaştırır. İş adamı gözünün önünü bile görmekte zorlanır. Fırtınayla birlikte yağan kar sanki her geçen dakika daha da artmaktadır. Zor bir halde iş adamı anayola ulaşır, yol ayrımında beklemeye başlar ama ne gelen var ne giden. Sanki kar yağdığını gören herkes bir deliğe girmiş gibidir. Uzun süre beklemesine rağmen yoldan geçen bir araba bile olmamıştır.
İş adamı neredeyse soğuktan donmak üzeredir. Tam o sırada bir arabanın yavaş yavaş ağır bir hızda kendisine doğru yaklaştığını görür. Kardan farları bile zor seçilen bu araba onu fark edince yavaşlar ve bizim iş adamı arabanın durmasını bile beklemeden kapıyı açar ve içeride kim var kim yok bakmadan kendini arabanın içine atar. Arabaya biner binmez, donmak üzereyken kendisine yardım eli uzatırcasına iyilik yapan bu kişilere teşekkür etmek ister. Ancak adamın sevinci bir anda korkuya dönüşür çünkü arabada kimsecikler yoktur. Arabanın direksiyonunda kimse yoktur ve araba hızlanmaya başlar. İş adamı korkudan eli ayakları birbirine girer, akıl tutulması yaşar. Zaten soğuktan tir tir titriyorken arabaya binince korkudan titremesi daha artar. Korku ve panik tüm bedenini sarmıştır. Ne yapacağına karar vermek ister, arabadan atlamayı düşünür ancak kar fırtınasında hareket halindeki bir arabadan dışarıyı görmeden atlamak hiç mantıklı gelmez. Korkudan dizlerinin bağı çözülen iş adamı ne yapacağını düşünürken gözünü de yoldan ayırmamaktadır. Kardan görüş mesafesinin çok az olduğu yolda zar zor da olsa ileride keskin bir viraj olduğunu görür. Keskin bir viraja yaklaşan arabanın direksiyonunda kimse olmadığı için iş adamı korkudan tutulur kalır, içinden, bildiği bütün duaları okumaya başlar, günahlarının affı için Allah’a yalvarır tövbe eder, tam viraja girerken bir anda dışarıdan bir el uzanır ve direksiyonu çevirir, araba son anda virajı dönerek uçuruma gitmekten kurtulur. Gece, adam için tam bir felakete dönüşmek üzeredir derken bir viraj daha yaklaşır ve yine Allah’a dualar etmeye başlar ve yine bir el dışarıdan uzanır ve arabanın direksiyonunu çevirir ve araba yolun dışına savrulmaktan kurtulur. İş adamı sonunda tüm cesaretini toplar, biraz sakin düşünmeye başlar, ayaklarını ve elleri kımıldatabildiğini görünce içinden tüm duaları okur ve kapıyı açarak arabadan atlar, epey bir süre yuvarlanarak yoldan aşağı gider. Allah’tan kolu bacağı kırılmamıştır ve hemen doğrulur, yaşadığı olayın şokunu atlatmaya çalışır, üst baş perişan bir vaziyette biraz yürüdükten sonra bir kahveye varır. Kendini yanan sobanın önün atar ve ısınmaya çalışır. İçerdekiler şaşkın bir vaziyette iş adamına bakarlar. İş adamı kendine geldikten sonra başından geçenleri oradakilere anlatır, iş adamının anlattığı hikayenin inanılacak bir tarafı yoktur ancak aklı başında gibi gözüken bu adama da inanmak isterler. Tam o sırada kahveye iki adam girer. İçeri giren adamlardan biri diğerine “Abi, şu sobanın başında ısınan adam az önce araba bozulunca biz arabayı arkadan iterken bir anda arabaya binip sonra kendini bir süre sonra birden dışarı atan değil miydi?” diye sorar.

1 Yorum

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.