Çocuklarda Sosyal Fobi

Çocuklarda Sosyal Fobi
Çağımızın en büyük sorunlarından biri insanların diğer insanlardan kopuk bir yaşam sürmesi ve kendini daha çok teknolojik aletlere adaması ve yalnızlığı tercih etmesidir. Anne ve babaların günümüzde en çok şikayetçi olduğu konuların başında çocukların çekingen olduğu, tanımadığı insanlarla iletişim kurmaktan kaçındığı, arkadaş edinme konusunda hep geri planda durdukları, dışarıda diğer çocuklarla birlikte oyun oynamak, onlarla tanışıp kaynaşmak yerine evde bilgisayar başında zaman geçirmeyi tercih etmeleridir. Çocuklarda Sosyal Fobi Evde uzun süre akıllı telefon, tablet ya da bilgisayar bağımlısı olan çocuklar diğer insanlarla iletişim kurup sosyallikten uzak bir yaşam sürmekte ve buna alışmaktadır. Tanıdık bir arkadaş ortamında bile yabancı bir insanla bir araya gelen çocuklar nasıl o insanla tanışılacağını ve sohbet edileceğini bilememektedir. Hatta kimi çocuklar ev dışında bile ellerinden akıllı telefonları düşürmemekte ve kendi yalnızlıklarını bu aletlerle gidermektedirler. Çocuklarımız bu yüzden sosyalleşmeyi reddeder hale gelmiştir. Yaş ilerledikçe anne ve babalar bunun değişeceğini düşünse de aslında bu durum hiç de böyle değildir. Çünkü küçük yaşlarda edinilen bu tür davranışlar ileride de aynen devam etmektedir. Ebeveynlerin çocukların tanımadığı ortamlarda korku ve kaygı içinde olduklarını bu yüzden içine kapanık bir tutum sergilediklerini bilmeleri gerekir. Psikolojide buna sosyal fobi ya da sosyal kaygı adı verilir.
Sosyal fobisi olan kişinin yaşadığı zorluklara bazı örnekler vererek konuyu daha iyi açıklamaya çalışalım. Böyle kişiler tanımadığı insanlarla tanışıp bir sohbet başlatamazlar, restorantta kendi başlarına bir yemek sipariş edemezler, davet edildikleri ve tanımadıkları kişilerin bulunabileceği kalabalık ortamlara gitmezler, sorun çıkan bir konuda haklı olsalar bile kendilerini hemen savunma ihtiyacı hissederler.
Sosyal fobi yaşayan çocuklar ilk defa bulundukları ve tanımadığı kişilerin bulunduğu bir ortamda utanç duyacakları bir davranış yapmaktan korkarlar, böyle bir durum karşısında insanların kendilerini yargılayacağı ve küçük düşecekleri endişesini taşırlar. Bunun sonucunda fobik reaksiyonlar sergilerler ve sosyal ortamlarda bulunmak istemezler. Herhangi bir şey söylediği veya yaptığı zaman hoş karşılanmayacağını düşünen bu tip çocuklar oldukça utangaç ve çekingen olurlar. Bu nedenle nasıl bir davranış sergileyeceklerini bilemezler ve korkuları onları hep geri planda kalmaya iter.
Küçük yaşlardan itibaren sosyal fobi sorunu yaşayan çocuklar kendilerini pek çok konuda kısıtlar ve hayat boyu bu davranışlarını devam ettirirler. Bu durum çocukların hayatlarını olumsuz etkiler. Örneğin misafirliğe gidin çocuk, tuvaleti geldiği zaman yabancıların yanında bunu söyleyemez, sınıfta bildiği bir konuda bile parmak kaldırıp derse katılmaz, tanımadığı insanların olduğu bir ortamda söz alıp muhabbete dahil olmaz sessiz durmayı tercih eder. Kendi başına bir ekmek bile alamaz, alış veriş yapamaz, sokakta, pazarda satılan bir malın fiyatını soramaz. Böyle çocuklara sahip anne babalar bu durumu sadece utangaçlıkla açıklayıp geçiştirmek isteseler de durum aslında böyle değildir. Çünkü sosyal fobi ile utangaçlık birbirine karıştırılmamalıdır. Utangaç olan çocuklar tanımadıkları insanlar varken pek rahat davranamazlar ancak sosyal fobi sorunu bulunan çocuklar tanımadığı insanların bulunduğu ortamlardan kaçmayı tercih ederler. Buradan da anlaşılacağı üzere utangaçlık ve sosyal fobi arasında ciddi fark vardır. Sosyal fobik davranışı sergileyen çocukların okul ve sonrasındaki sosyal hayatları sıkıntılarla doludur. Günlük hayatları devamlı diğer insanlardan kaçış içindedir ve hep tedirgin bir durumları vardır. Okulda arkadaş ortamına girmekte zorlanan çocuk, birlikte yapılan aktivitelerde bile isteksizlik yaşar, zamanla bu durum okula gitmeyi istememeye dönüşür ve ebeveynleri zorlar. Okula karşı yaşanan bu yoğun isteksizlik ve kaçma çocukta mide bulantıları, boğaz ağrıları gibi aslında gerçekte var olmayan fizyolojik rahatsızlıklara bürünebilir. Hatta zamanla bu durum sürekli tekrarlayan bir hal alır. Örneğin sosyal fobisi bulunan insanlar aşırı terleme, ateş basması, bunalma ve titreme gibi davranışlar sergiler ve kaygı durumlarını dışarı vururlar, böyle durumları yaşamak istemediklerinden zamanla bu belirtilerin tekrarlanmaması için çaba ederler ancak daha fazla bu tür fizyolojik sorunları yaşarlar ve bu kısır döngüden bir türlü kurtulamazlar. Bundan ötürü onlar için toplumdan kaçma bir yaşam şekli haline gelir. Yapılan araştırmalara göre sosyal fobik olan kişilerin %40’ı 10 yaşının altında iken %95’i 20 yaşının altındadır. Araştırma sonucuna bakıldığında erken yaşta teşhis ve tedavinin gerekliliğini anlamak hiç de zor değil.
Peki öğretmen ve aileler bu konuda neler yapmalı? Öncelikle öğretmenler sosyal fobi yaşayan çocukları cesaretlendirici sözler söyleyerek onları sınıf çalışmalarına ve yapılan aktivitelere katmalıdır. Onlara başarabileceği ve kapasitelerine uygun görevler vererek başarılarını ödüllendirmeli. Ayrıca sınıfta diğer arkadaşlarının onu küçümsemesine ve dışlamalarına izin vermemelidir. Hatta utangaç ya da çekingen bir çocuğun hikayesini anlatan yazılar sınıfta okunabilir. Parmak kaldırmasa bile onun da görüşleri alınabilir.
Bu konuda ebeveynlere de önemli görevler düşüyor. Anne babalar çocuklarının her türlü sorununu kendileri çözen aileler olup onları tembelliğe alıştırmamalı, onlara yol gösterici olup rehberlik etmeli, kendi başlarına iş yapabilmeleri konularında yönlendirici olmalı. Arkadaş ortamlarına girme konusunda onlara destek olmalı, arkadaş seçimi konusunda çocuklarına yardımcı olmalıdır. Çocuklarını bazı okul dışı sosyal aktiviteler yapmalarını sağlayarak onları topluma adapte etmelidir. Ayrıca aileler böyle bir konuda uzman bir kişiden ya da bir psikologdan destek alma konusunda geri durmamalıdır.

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.