Bir Evlilik Hikayesi

Bir Evlilik Hikayesi
Erkekler ve kadınlar belli olgunluğa gelince hayatlarını birleştirecekleri bir eş ararlar. Bu eş arama ve bulma dönemi bazen çok kolay olur ve birini görür görmez ilk bakışta aşık olunur. Bu eş arama bazen çok uzun sürer, böyle insanlar evlenmenin çok zor bir iş olduğunu söyler durur. Peki, sizce evlenmek mi zor yoksa evli kalmak mı? Bu sorunun cevabı yaşadığımız çağda, sanırım, evli kalmaktır. Her geçen gün evlenen çiftlerin sayısı artarken bir o kadar da boşanma sayısı artıyor, aileler parçalanıyor. Bu yazımda sizlere bitmek üzere olan bir evliliği konu alan bir hikaye anlatacağım.
Hikayemiz Tom ve Rose çifti hakkında. boşanma Tom ve Rose birbirini severek evlenen uyumlu bir çift olarak yıllarca yaşadılar. Ancak yıllar geçtikten sonra evlilikleri monotonlaştı. Tom, Marta adında başka bir kadına aşık olur. Tom evliliğini bitirmek istedi ve bunu eşine anlatmak zorundaydı.
Hikayenin geri kalanını gelin Tom’un ağzından dinleyelim.
Boşanmak istediğimi eşime söylemek için bu akşamı seçmiştim. Çünkü ben artık Marta’yı seviyordum. Evi gelir gelmez eşim Rose, yemeğin hazır olduğunu söyledi. Masaya oturduk ama ben ona yemekten önce bir şeyler demek istediğimi söyledim. Söze nasıl başlayacağımı bilemiyordum, öyle dondum kaldım. Yıllardır evli olduğum kadına boşanmak istediğimi nasıl söyleyecektim. Birden ağzımdan hızlı bir şekilde ondan boşanmak istediğim lafları çıkıverdi. Rose gayet sakin bir şekilde neden boşanmak istediğimi sordu. Ben bu soruya cevap vermek istemedim, sessizliğimi bozmadım. Ancak bu sessizlik onun sinirlendirdi ve masada ne varsa sağa sola fırlatmaya başladı. Bana pek çok laf saydı ve yatak odasına gitti. O akşam onunla başka bir şey konuşmadık. Rose gece boyunca ağladı. Evet bu durumun üzücü bir durum olduğunu biliyordum ama ben artık Marta’yı seviyordum. Eşimi teselli edecek ve sakinleştirecek bir söz bulamadığım için ona gece boyunca başka bir şey demedim.
Yıllardır evli olduğum kadına da iyilik yapmalıydım, vicdan azabı çekmemek için bir evlilik sözleşmesi yaparak evi, arabayı ve işyerimin yarı hissesini ona vermek istediğimi söyledim. Rose sözleşmeyi eline alır almaz yırtması bir oldu. 10 yıla yakın bir süre evli kalmıştık ve bir de oğlumuz vardı ama ben Marta’ya aşık olmuştum. Eşim artık bana yabancı biri gibi geliyordu, birbirimizin sorunlarıyla ilgilenmiyorduk, ortak bir paylaşımımız kalmamıştı ve boşanma kararımdan dönmem zordu. Rose sözleşmeyi yırtınca hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Boşanma fikri onu derinden üzmüş ve yaralamıştı. Onun yanında duramadım ve onu yalnız bıraktım. Gece geç saatte eve geldim. Eşim Rose masaya oturmuş bir şeyler yazıyordu. Ben hemen uyumaya gittim. Gece bir ara su içmek için kalktığımda eşimin hala yazı yazmaya devam ettiğini gördüm ama ona bir şey sormadan tekrar yattım.
Rose sabah olunca karşıma dikildi ve bana boşanmak için bazı şartlarının olduğunu söyledi. Aslında benden çok fazla bir şey istemiyordu, sadece birkaç isteği olduğunu söylüyordu. Rose boşanmak için benden bir ay süre istedi. Bu duruma hem kendi hem de oğlumuzu alıştırmamız gerektiğini söylüyordu. Bir ay boyunca normal bir aile gibi yaşamaya devam edecektik, sonra boşanacaktık. Yalnız benden bir şey daha istedi. Rose bir ay boyunca sabahları onu yatak odasından kapıya kadar kucağımda taşıma istedi. Bana çok saçma bir istek geldi ama madem benden istediği son şeyler bunlardı yerine getirmekte bir sakınca görmedim. Rose’nin isteklerini Marta’ya da anlattım. Marta bu isteklere güldü ve yapmamda bir sakınca olmayacağını söyledi. Sonuçta bir ay sonra eşim Rose, boşanmaya razı olmuştu.
Ertesi sabah onu ilk defa kucağıma alıp kapıya kadar taşırken oğlumuz bizi gördü ve sevinçten “annem babamı taşıyor” diye bağırmaya başladı. Bu beni çok duygulandırdı ve ne yalan söyleyeyim biraz da hüzünlendim. Rose bana kısık sesle “boşanacağımızı oğlumuza şimdilik söyleme” dedi. Ben de bir süre daha boşanacağımızı oğlumuza söylememeye karar verdim. Ertesi sabah yine kalkınca eşimi kucağıma alarak kapıya kadar taşıdım. Eşimi taşırken başını göğsüme yasladı, onun kokusunu duyunca birden uzun süredir onun yüzüne bu kadar yakından bakmadığımı fark ettim. Yüzündeki çizgiler ve saçlarındaki beyazlar geçen yılların şahidiydi.
Onu üçüncü sabah da kucağıma alırken içimde bir güven duygusu olduğunu fark ettim, ne de olsa onunla on yılımı geçirmiştim. Aradan birkaç gün geçti. İçimdeki güven hissi daha da arttı. Ama eşime bunu söylemedim. Birkaç gün sonra eşimi kucağıma alıp taşımanın daha da kolaylaştığını hissettim. Sanki önceki günler yaptığım taşıma bana antrenman olmuştu.
Aradan bir hafta geçti ve bir sabah Rose ne giyeceğini karar veremediğinden beni biraz bekletti. Sürekli kilo verdiğinden ve kıyafetlerinin bol geldiğinden şikayetçiydi. Ben boşanma sürecinin onu yıprattığını düşünerek ona neden kilo verdiğini sorma gereği sormadım. Yine oğlumuzun sevinç çığlıklarıyla eşimi kapıya kadar kucağımda taşıdım. Aradan birkaç gün daha geçtikten sonra eşimin kaybettiği kilolar beni endişelendirdi. Ertesi sabah onu yatak odasından kapıya kadar taşırken evlendiğimizin ilk gününde onu evin kapısından yatak odasına kadar taşıdığım duyguyu içimde hissettim.
Bir sonraki sabah onu kapıya taşırken eşim kucağımda hiç kıpırdamadı, çok hüzünlüydü. Evden çıkıp işe giderken içimde fırtınalar koptu, çok garip bir his içimi kapladı. Bu duygu eşime aşık olduğum ilk gün içimde olan hisle aynıydı. Eşime tekrar aşık olmuştum, önce Marta’ya gidip eşimden ayrılmayacağım söyledim sonra hemen hızla evin yolunu tuttum. Eşime ondan boşanmayacağımı hemen söylemek istiyordum. Yol üzerinde bulunan çiçekçiden bir çiçek alıp üzerine “Seni hayat boyu hep kapıya kadar kucağımda taşıyacağım” diye bir not yazdırdım.
Eve geldiğimde içimdeki sevinç ve mutluluk daha da artmıştı. Kapıyı açtım ve neşeyle esime seslendim. Cevap veren olmadı. Hemen yatak odasına gittim, uyuyor olabileceğini düşündüm. Rose yatağa uzanmış ve hiç kıpırdamıyordu, elimle yüzüne dokunduğumda bedeninin soğuk olduğunu ve nabzının atmadığı anladım. Rose ölmüştü. Bir süredir kanserdi ve bunu bizden saklıyordu. Meğer kilo kaybetmesinin sebebi buymuş. Ölümünden birkaç gün sonra onun kişisel eşyalarının arasında birkaç hafta önce bana yazılmış bir mektup buldum. Boşanmak isteğimi söylediğimin ertesi gecesi demek sabaha kadar yazdığı yazı bu mektupmuş. Mektupta boşanma olayından oğlumuzun etkilenmemesi için bir ay boyunca onu yatak odasından kapıya kadar onu taşımamı istediğini yazmış. Rose öleceğini biliyormuş, benim oğlumuzun gözünde annesini seven iyi bir baba ve eş olduğumu göstermek için bunları yapmış.
Konuşmalarımızın içinde yer alan “keşke”ler hep bir geç kalmışlığın ifadesidir.
Eşimi seviyorum ama keşke ona bunu daha önce söyleyebilseydim.

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.