Adaletin Terazisi

Adaletin Terazisi
Adalet, toplumun bir arada yaşaması için suçluyu suçsuzdan, haklıyı haksızdan ayıran bir ihtiyaçtır. Adaletin olmadığı yerde kanunsuzluk, haksızlık alır başını gider. Adalete güvenilmeyen bir yerde insanlar kendi adaletlerini sağlamaya çalışır, kendi kurallarını koyan insanlar daha büyük haksızlıklara yol açabilir. O yüzden toplumda herkesin uymak zorunda olduğu kanunlar koymak ve bu kanunları adaletli bir şekilde uygulamak devletin ve insanların en temel görevidir. Adaletin Terazisi Kanunların ve adaletin herkesin ihtiyacı olduğu unutulmamalıdır. Adaletin layıkıyla sağlandığı bir ülkede toplumsal bağlar son derece kuvvetli olur. Çünkü adalet beraberinde saygı, huzur ve güveni getirir. Adaletin terazisine el uzatılmadığı, dışarıdan etki edilmediği bir ülkede kanunlar ayrım gözetmeksizin uygulanırsa birlik ve beraberlik sımsıkı sağlanır. Eğer bir toplumu yıkmak, parçalamak, bölmek ya da insanları birbirine düşürüp içten yıkmak istiyorsanız adaletin görevini yapmamasını sağlayarak o toplumu kısa sürede çökertebilirsiniz. Dışarıdan silahla, askerle saldırmanıza gerek kalmaz. Adaletin önemini daha iyi anlamanız için sizlere kıssadan hisse Osmanlı döneminde yaşandığı rivayet edilen bir olay anlatmak istiyorum.
Bundan uzun yıllar önce deri işi yapan Hasan Efendi adında bir adam varmış. Balya haline getirdiği derileri evinin hemen yanında bulunan bir depoda muhafaza edermiş. Hasan Efendi’nin evinin etrafı duvarla çevriliymiş, bahçe kapısından girince geniş bir avludan geçerek eve giriliyormuş. O yıllarda bugünkü hakimler gibi kadı adı verilen kişiler adaleti sağlamakla görevliymiş.
Kış şartlarının ağır olduğu, her tarafın karla kaplandığı bir gece Hasan Efendi’nin evine bir hırsız girmiş. Hırsızın amacı depoda balyalar halinde bulunan derileri çalmakmış. Önce evi bir süre gözetleyen hırsız evde herkesin uyuduğunu anlayınca evin hemen yanındaki depoya yönelmiş ve önce balyalar halinde bulunan derileri avluya çıkarmış. Yaptığı her taşıma işleminin ardından evi kontrol etmeyi unutmamış. Kimsenin uyanmadığını anlayan hırsız daha sonra avludan dışarıya bütün derileri taşımış. Derileri dışarı taşıdıktan sonra hırsızın bundan sonraki işi kolaylaşmış. Her taraf kar olduğu için hırsız, derileri karda sürüyerek evine kadar rahatça götürmüş. Bu işlemi birkaç defa tekrarlayarak kısa sürede depoda bulunan bütün derileri kendi evine götürmüş. Çetin hırsız, sabah olmadan bütün işini halletmiş. Sabah olunca evden çıkıp işe gitmek için hazırlanan Hasan Efendi deponun kapısının açık olduğunu görmüş. Depoya gidince soyulduğunu anlamış. Ama Hasan Efendi’nin bu hırsızı bulması için bir ipucu, bir delil yerde duruyormuş. Deri balyalarını taşıyamayan hırsız, çaldığı malları sürüyerek götürdüğü için kardaki izler Hasan Efendi’nin hırsızı kolayca bulmasını sağlamış. Hasan Efendi yerdeki izleri takip ederek hırsızın evine kadar gitmiş e ve hırsızın kapısı çalmış. Kapıyı açan hırsız Hasan Efendi’ye ne istediğini sormuş. Hasan Efendi kendinden emin bir şekilde hırsıza, sen bu gece benim depomdaki derileri çalmışsın demiş. Hırsız bu lafın altında kalır mı, hemen bunu reddetmiş, sen bana iftira atıyorsun demiş. Hasan Efendi yerdeki deri izlerini göstererek kendi evinden buraya kadar bu deri izlerinin geldiğini ve derilerinin bu ev olduğunu hırsıza anlatmış. Hasan Efendi eğer inkar edip derilerini vermezse hemen kadıya gidip şikayet edeceğini hırsıza söylemiş. Hırsız da inandırıcı olmak için sesini yükselterek Hasan Efendi’ye, gidersen git deyip kapıyı suratına kapatmış.
Hasan Efendi hemen kadının yolunu tutmuş. Ancak ceza alacağını bilen hırsız, Hasan Efendi’den önce kadıya giderek olan biteni kadıya anlatmak için hemen harekete geçmiş. Kısa kestirme yoldan ne yapıp edip Hasan Efendi’den önce nefes nefese kadıya varan hırsız, Kadı Efendi’ye olan biteni anlatmış ve ceza almamak için ondan yardım istemiş hatta bunun karşılığında ona para vereceğini söylemiş. Kadı, hırsızın isteğini kabul etmiş, bunun üzerine yanındaki yüklü miktarda parayı kadının minderinin altına koyan hırsız Hasan Efendi gelmeden oradan ayrılmış. Derken bir iki dakika içinde Hasan Efendi kadının yanı agelmiş. Başından geçen olayı anlatmış. Derici olduğunu ve mallarının evinin deposundan çalındığını ve yerdeki izlerden hırsızı kolaylıkla bulduğunu ama hırsızın bunu kabul etmediğini anlatmış. Kadı, hırsızdan para aldığı için Hasan Efendi’yi haksız çıkarmak için ona çalınan derinin ham deri mi yoksa işlenmiş deri mi olduğunu sormuş. Hasan Efendi çalınan derilerin ham olduğunu söyleyince Kadı Efendi yanında bulunan kitabı açıp şöyle bir karıştırmış, söyleyeceği yalanı güçlendirmek amacıyla kitaptan bazı yerleri okuyormuş gibi yapmış. Sonra Hasan Efendi’ye dönerek senin deriler ham deri olduğu için hırsıza ceza veremem, bu kitapta öyle yazıyor demiş. Kadının bu karanını duyan Hasan Efendi hırsıza ceza verilmemesine karşı çıkmak istemiş hatta derilerinin mazılı olduğunu az da olsa bir işleme tabi tutulduğunu aslında tam olarak ham deri olmadığını kadıya söylemiş ve kadıdan bir adalet beklediğini söylemiş. Hırsızdan para aldığı için işi kılıfına uydurmak isteyen kadı elindeki kitabı göstererek, yapacağı bir şey olmadığını, bu kitaba göre karar vermesi gerektiğini ve ham deri olduğu için hırsıza ceza veremeyeceğini söyleyerek Hasan Efendi’ye gitmesini söylemiş. Başını iki elinin arasına alan Hasan Efendi adalet bulamadan çaresizce oradan ayrılmış. Böylece hırsız adalete hesap vermekten kurtulmuş.
Bu olayda olduğu gibi yaşanan her dönemde adalet içinde yanlışlıklar olabilir. Fakat bizler adalete güvenmeye devam etmeliyiz, yapılan yanlışlıkları bütün adalet mekanizmasına mal etmemeliyiz.
Adalet, herkesin hakkı.

1 Yorum

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.